SavaşYakın Çağ

93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı)

Tarih1877–1878 (Rumi 1293 - "93 Harbi")
TaraflarOsmanlı İmparatorluğu – Rus İmparatorluğu
SonuçAğır Osmanlı Yenilgisi, Büyük Toprak Kayıpları
Esir düşen Gazi Osman Paşa, Plevne'nin teslim olduğu gün (29 Aralık 1877) Rus Çarı II. Aleksandr'a takdim edilirken.

Tablo, 19. yüzyılEsir düşen Gazi Osman Paşa, Plevne'nin teslim olduğu gün (29 Aralık 1877) Rus Çarı II. Aleksandr'a takdim edilirken.Nikolai Dmitriev-Orenburgsky, Wikimedia Commons (Public Domain)

İçindekiler

Genel Bakış

93 Harbi (Osmanlı Rumi takvimine göre 1293 yılında başladığı için bu adla anılır), 1877-1878'de Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında Balkanlar ve Kafkasya cephelerinde yaşanan; Osmanlı'nın ağır bir yenilgisiyle sonuçlanıp imparatorluğun Balkanlar'daki topraklarının büyük kısmını kaybetmesine yol açan bir savaştır. Aynı savaş, Bulgaristan'da "Kurtuluş Savaşı" adıyla kutlanırken Türkiye'de büyük ölçüde muhacir dramının simgesi olarak hatırlanır -bu isim farkı, savaşın belleklerdeki iki taban tabana zıt yüzünü de özetler. Savaş yalnızca iki cephede (Balkanlar ve Kafkasya) eş zamanlı yürütülmesiyle değil, Gazi Osman Paşa'nın Plevne'deki direnişinin dönemin Avrupa askeri çevrelerinde bıraktığı derin izlenimle de Osmanlı askeri tarihinin en çok incelenen ve en fazla yeniden değerlendirilen bölümlerinden biri olmaya devam ediyor.

Kaynaklar: [4]

Sebepleri

Rusya, Balkanlar'daki Slav ve Ortodoks halkların (Bulgar, Sırp) "koruyuculuğu" iddiasıyla ve kendi jeopolitik genişleme hedefleriyle, 1875-76'daki Bosna-Hersek ve Bulgaristan ayaklanmalarını bahane ederek Osmanlı'ya savaş ilan etti; Kırım Savaşı'nda (bkz. Kırım Savaşı) aldığı yenilginin rövanşını almak ve Karadeniz'deki konumunu yeniden tesis etmek de Rusya'nın motivasyonlarından biriydi. 1876'daki Bulgar ayaklanmasının Osmanlı düzensiz birlikleri (başıbozuklar) tarafından sert biçimde bastırılması -Avrupa basınında "Bulgar Dehşetleri" (Bulgarian Horrors) diye anılan olaylar- Batı Avrupa kamuoyunda Osmanlı karşıtı bir dalga yarattı ve Rusya'nın savaş kararını Avrupa'daki diğer güçler nezdinde daha kabul edilebilir kıldı. 24 Nisan 1877'de Rusya'nın resmen savaş ilan etmesiyle, iki cephede -Tuna'yı geçen ana ordu Balkanlar'a, ikinci bir ordu da Kafkasya'ya- eş zamanlı bir sefer başlatıldı; bu iki cepheli strateji, Osmanlı'nın sınırlı asker ve mühimmat kaynaklarını daha en baştan bölüp her iki cephede de savunmayı zorlaştıran yapısal bir dezavantaj yarattı.

Kaynaklar:

Plevne Savunması

Savaşın en dikkat çeken cephesi, Gazi Osman Paşa komutasındaki Osmanlı garnizonunun Plevne'de (bugünkü Bulgaristan'da Pleven) 20 Temmuz - 10 Aralık 1877 arasında, beş ay boyunca sayıca çok üstün Rus-Romen kuşatma kuvvetlerine karşı gösterdiği destansı direnişti. Osman Paşa'nın kazdırdığı siperler ve toprak tabyalardan oluşan savunma hattı, art arda gelen Rus hücumlarını ağır kayıplarla geri püskürttü; bu savunma, dönemin Avrupa basınında bile hayranlıkla anıldı ve Osman Paşa'ya, savaşta başarı gösteren komutanlara verilen "Gazi" unvanını kazandırdı, ancak nihayetinde erzak tükenip bir yarma girişimi de başarısız olunca kale teslim edildi. Kuşatmayı yöneten Rus generallerden Eduard Totleben, daha önce Kırım Savaşı'nda Sivastopol'u savunmasıyla ün kazanmış deneyimli bir istihkâm subayıydı; onun devreye girmesiyle Ruslar da doğrudan hücumlardan vazgeçip Plevne'yi tam kuşatma altına alarak açlıkla teslim olmaya zorlama stratejisine geçti.

Kaynaklar: [1]

Osman Paşa'nın Kılıcı: Bir Şövalyelik Sahnesi

28 Kasım 1877'de Osman Paşa, kuşatmayı yöneten Romen General Mihail Cerchez'e teslim olurken kılıcını ona teslim etti; ertesi gün Çar II. Aleksandr, yenik ama saygın komutanı kendi masasına davet edip -gösterdiği cesaret ve sadakate bir saygı jesti olarak- kılıcını bizzat kendisine iade etti. Bu sahne, 19. yüzyıl Avrupa'sında hâlâ canlı olan "şövalyece savaş" idealinin son büyük örneklerinden biri olarak dönemin basınında geniş yer buldu ve Osman Paşa'nın imajını yalnızca Osmanlı'da değil, düşman saflarında bile saygı duyulan bir komutan olarak pekiştirdi.

Kaynaklar: [2]

Kafkasya Cephesi ve Şıpka Geçidi

Savaş aynı zamanda Kafkasya'da (Erzurum, Kars çevresinde) ve Balkanlar'daki Şıpka Geçidi'nde de yoğun çatışmalara sahne oldu. Kafkasya cephesinde General Loris-Melikov komutasındaki Ruslar Kasım 1877'de -17.000 Osmanlı askerini esir alarak- Kars kalesini ele geçirip Erzurum önlerine kadar ilerledi; Balkanlar'daki Şıpka Geçidi'nde ise Bulgar gönüllülerinin de desteklediği Rus kuvvetleri, ağustos ayında Süleyman Paşa komutasındaki 38.000 kişilik bir Osmanlı ordusunun tekrarlanan şiddetli hücumlarına karşı, sayıca çok daha az bir kuvvetle geçidi aylarca savunmayı başardı. Osmanlı, her iki cephede de -Plevne'deki gibi yerel başarılar kazansa da- genel olarak geri çekilmek zorunda kaldı ve savaşın sonuna doğru Rus orduları İstanbul'un yaklaşık 12 kilometre batısındaki Yeşilköy'e (Ayastefanos) kadar ilerledi.

Kaynaklar:

Siper Savaşının Habercisi

Plevne'deki savunma, yalnızca kahramanlık anlatısıyla değil askeri tarih açısından da önemlidir: Osman Paşa'nın kazdırdığı siper ve tabya sistemi, o dönemin standart cepheden hücum taktiklerine karşı savunmanın ne denli üstün olabileceğini çarpıcı biçimde gösterdi. Rus ordusunun burada uğradığı ağır kayıplar, Avrupa'daki orduları tekrarlı ateşli tüfeklere geçmeye ya da mevcut tek atımlı silahlarını dönüştürmeye zorladı; bu bakımdan Plevne, on yıllar sonra I. Dünya Savaşı'nda (bkz. I. Dünya Savaşı) doruğuna ulaşacak siper savaşı ve modern ateş gücü karşısında süvari/piyade hücumlarının yetersizliği derslerinin erken habercilerinden biri olarak askeri tarih yazımında anılır. Osmanlı ordusunun burada kullandığı Amerikan yapımı Winchester ve Peabody-Martini tekrarlı tüfekler, savunmacı tarafın ateş gücünü katlayarak hücum eden tarafın kayıplarını dramatik biçimde artırdı; bu deneyim, dönemin askeri gözlemcilerine tahkim edilmiş bir savunma hattına karşı düzenlenen açık alan hücumlarının artık eskisi kadar etkili olmadığını gösterdi; bazı askeri tarihçiler Plevne'yi bu yüzden "modern siper savaşının provası" olarak nitelendiriyor.

Kaynaklar: [1]

Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları

3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması, Ege'den Karadeniz'e uzanan devasa, özerk bir "Büyük Bulgaristan" öngörüyor, Osmanlı'yı Balkanlar'da ağır toprak kayıplarına mahkum ediyordu; ancak bu denli genişleyen bir Rus etki alanı, diğer Avrupa güçlerini (özellikle İngiltere ve Avusturya-Macaristan) derinden tedirgin etti. Haziran-Temmuz 1878'de Berlin'de toplanan kongre, "Büyük Bulgaristan"ı üçe bölüp Rusya'nın kazanımlarını sınırlasa da Sırbistan, Romanya ve Karadağ'ın bağımsızlığını ve Bulgaristan'ın (küçültülmüş sınırlarla) özerkliğini kesinleştirdi; Osmanlı heyetine başkanlık eden Karateodori Paşa, en azından Makedonya'nın imparatorluğa geri verilmesini sağlayabildi; buna karşın Osmanlı, Karadağ, Sırbistan ve Romanya'nın bağımsızlığını, Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan yönetimine bırakılmasını ve Kars, Ardahan, Batum'un Rusya'ya devrini de resmen kabul etmek zorunda kaldı; bu üç sancak, yaklaşık kırk yıl sonra I. Dünya Savaşı'ndaki Brest-Litovsk Antlaşması'na kadar Rus toprağı olarak kalacaktı.

Kaynaklar:

Muhacirler: Savaşın Görünmeyen Yüzü

Savaş ve onu izleyen sivil yerinden edilmeler, Balkanlar'daki Müslüman nüfus üzerinde yıkıcı bir insani bedel bıraktı; tarihçiler, 1877-78 arasında Balkanlar ve Kafkasya'daki Müslüman sivillere yönelik katliam ve yerinden etme olaylarında ölenlerin sayısını 250.000 ile 600.000 arasında tahmin ediyor. Bu dönemde ve izleyen on yıllarda Balkanlar'dan Anadolu'ya yönelen büyük göç dalgasıyla (muhacirler) milyonlarca Müslüman-Türk, doğduğu topraklardan sürüldü; kışın ortasında, yetersiz erzak ve barınakla çıkılan bu göç yollarında açlık ve salgın hastalıklar da ayrı bir ölüm dalgası yarattı. Bu insani felaket, Osmanlı ve Türk tarih yazımında savaşın askeri yenilgisinden çok daha kalıcı bir travma olarak hatırlanır; muhacir ailelerin torunları bugün de Türkiye'nin farklı bölgelerinde -özellikle Anadolu'nun Balkan kökenli topluluklarında- kendi göç hikâyelerini aile hafızası olarak taşımaya devam ediyor.

Kaynaklar: [3]

Tartışma: "Kurtuluş Savaşı" mı, "93 Harbi Felaketi" mi?

Aynı savaş, iki taraf tarihyazımında birbirinden köklü biçimde farklı anlatılır. Bulgar millî hafızasında bu savaş, yüzyıllar süren "Türk boyunduruğundan" kurtuluşu simgeleyen, modern Bulgar devletinin doğuşunu başlatan "Kurtuluş Savaşı"dır ve bugün de bu adla kutlanır. Türk tarih yazımında ise savaş, büyük ölçüde muhacirlerin yaşadığı sürgün, pogrom ve göç dramının merceğinden -askeri bir yenilgiden çok insani bir felaket olarak- hatırlanır. Akademik tarihçiler bu iki anlatının birbirini dışlamadığını, aynı olayın farklı toplulukların yaşadığı gerçekten farklı deneyimlerini yansıttığını vurguluyor: bir tarafın özgürleşmesi, diğer tarafın yerinden edilmesiyle aynı anda gerçekleşti. Bugün Bulgaristan'da 3 Mart -Ayastefanos Antlaşması'nın imza tarihi- resmi bir millî bayram olarak kutlanırken, aynı tarih Türkiye'de neredeyse hiç anılmaz; bu asimetri, aynı takvim gününün iki komşu ulusun hafızasında ne denli farklı yankılandığının, tarihsel hafızanın hiçbir zaman nötr olmadığının somut bir göstergesidir.

Kaynaklar: [4]

Tarihsel Önemi ve Miras

93 Harbi, Osmanlı'nın Balkanlar'daki hâkimiyetinin fiilen sona erdiği dönüm noktalarından biri olarak, sonraki Balkan Savaşları'na (bkz. Balkan Savaşları) uzanan bölgesel gerilimlerin de zeminini hazırladı; savaş sonrası Balkanlar'dan Anadolu'ya yönelen büyük Müslüman-Türk göç dalgası, Anadolu'nun kentlerinin ve kırsal bölgelerinin demografik ve toplumsal yapısını kalıcı olarak etkiledi ve 20. yüzyıl başındaki Osmanlı siyasetinin -milliyetçilik ve merkeziyetçilik yönündeki- dönüşümünde de dolaylı bir rol oynadı. Savaşın ağır yenilgisi aynı zamanda II. Abdülhamid'in (bkz. II. Abdülhamid) 1878'de Meclis-i Mebusan'ı süresiz olarak askıya alıp otoriter bir yönetime geçmesinin de doğrudan gerekçelerinden biri oldu; Padişah, ülkenin bu denli kritik bir dönemde parlamenter tartışmalarla vakit kaybedemeyeceğini savunarak I. Meşrutiyet'in kısa ömrünü sona erdirdi; meclis bir daha ancak otuz yıl sonra, 1908 Jön Türk Devrimi'yle (bkz. Jön Türkler ve II. Meşrutiyet) toplanabilecekti. Salt askeri kayıplar açısından da 93 Harbi, 19. yüzyılın en yıkıcı savaşlarından biriydi: tarihçiler Rus ordusunun ölü sayısını yaklaşık 100.000 (büyük kısmı hastalıktan), Osmanlı ordusununkini ise 90.000-120.000 arasında tahmin ediyor; bu rakamlar, savaşın Balkanlar'daki sivil muhacir dramından bağımsız olarak da cephelerdeki insani bedelinin ne denli ağır olduğunu gösteriyor.

Kaynaklar: [5]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia (İngilizce) — Siege of Plevna

    Kuşatmanın kronolojisi, siper savunması, Avrupa ordularına etkisi.

  2. Warfare History Network — "Plevna Under Seige"

    Osman Paşa'nın teslim oluşu ve kılıç iadesi sahnesi.

  3. Wikipedia (İngilizce) — Persecution of Ottoman Muslims and Turks 1821-1922

    1877-78 Müslüman sivil ölüm tahminleri (250.000-600.000).

  4. ejournals.eu — "Liberation and exile: The fate of civilians during the Russo-Turkish War of 1877–1878 in Bulgarian and Turkish historiography"

    Bulgar 'Kurtuluş Savaşı' ile Türk 'muhacir' anlatılarının karşılaştırmalı incelemesi.

  5. Wikipedia (İngilizce) — Russo-Turkish War (1877–1878)

    Savaşın toplam askeri kayıp rakamları (Rus ve Osmanlı ordusu ölü sayıları).

Sık Sorulan Sorular

Gazi Osman Paşa Plevne'den sonra ne oldu?

Esaretten döndükten sonra Osman Paşa, İstanbul'a büyük bir kahraman olarak karşılandı; Padişah II. Abdülhamid tarafından çeşitli üst düzey askeri ve saray görevlerine getirildi, uzun yıllar Serasker (Harbiye Nazırı) ve ardından Mabeyn Müşiri olarak görev yaptı. 1900'de İstanbul'da öldüğünde cenazesine devlet töreniyle katılındı; bugün de Türk askeri tarihinde savunma harbi kahramanlığının simgesi olarak anılır.

Kıbrıs'ın İngiliz yönetimine geçmesinin 93 Harbi ile ne ilgisi var?

Savaşın hemen ardından, Haziran 1878'de İngiltere ile Osmanlı arasında gizli bir "Kıbrıs Sözleşmesi" imzalandı: Osmanlı, Rusya Doğu Anadolu'daki işgal ettiği toprakları geri vermezse İngiltere'nin askeri yardım garantisi karşılığında Kıbrıs'ın yönetimini (mülkiyeti değil) İngiltere'ye devretti. Ada resmen Osmanlı toprağı olarak kaldı, ancak fiilen İngiliz idaresine geçti; bu düzenleme, I. Dünya Savaşı'nda İngiltere'nin adayı resmen ilhak etmesine kadar sürecek bir sürecin başlangıcı oldu -Osmanlı Kasım 1914'te Almanya yanında savaşa girince İngiltere aynı gün Kıbrıs'ı tek taraflı olarak resmen kendi imparatorluk toprağına kattı.

"93 Harbi" ismindeki 93 sayısı neyi ifade ediyor?

Osmanlı'da kullanılan Rumi takvime göre savaşın başladığı yıl 1293'tür; halk arasında kısaca "doksan üç" olarak anılması, bu tarihin son iki hanesinden gelir. Aynı yöntemle anılan başka örnekler de vardır; Osmanlı toplumunda büyük felaket ya da dönüm noktası niteliğindeki olaylar sık sık bu şekilde kısa yıl rakamlarıyla anılırdı.