SavaşÇağdaş Dönem

Balkan Savaşları

Tarih1912–1913
TaraflarOsmanlı – Balkan Birliği / Balkan Devletleri Arası
SonuçOsmanlı'nın Balkanlar'daki Topraklarının Neredeyse Tamamının Kaybı
Osmanlı piyade birliği, dini bir sancakla (gönüllü/fedai birliği) yürüyor. Kasım 1912, Agence Rol; Fransa Ulusal Kütüphanesi (BnF).

Dönem fotoğrafıOsmanlı piyade birliği, dini bir sancakla (gönüllü/fedai birliği) yürüyor. Kasım 1912, Agence Rol; Fransa Ulusal Kütüphanesi (BnF).Agence Rol, Wikimedia Commons (Kamu malı)

İçindekiler

Genel Bakış

Balkan Savaşları, 1912-1913'te birbirini izleyen iki ayrı savaştan oluşur: I. Balkan Savaşı'nda (Ekim 1912 - Mayıs 1913) Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ'dan oluşan 'Balkan Birliği' Osmanlı'ya karşı savaşarak imparatorluğun Balkanlar'daki topraklarının büyük kısmını aldı; II. Balkan Savaşı'nda (Haziran-Ağustos 1913) ise galip devletler bu sefer birbirleriyle -özellikle Bulgaristan'a karşı- savaştı. Sonuç, Osmanlı'nın beş asırlık Rumeli (Balkan) hâkimiyetinin yalnızca birkaç ay içinde fiilen sona ermesiydi; savaşların yarattığı travma ve göç dalgası, bir yıl sonra patlak verecek I. Dünya Savaşı'nın da zeminini hazırladı.

Kaynaklar: [1]

Balkan Birliği'nin Kuruluşu: Rusya'nın Rolü

Balkan Birliği, 1912 baharında Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ arasında imzalanan bir dizi gizli antlaşmayla kuruldu; Sırbistan ile Karadağ arasındaki antlaşma 7 Mart 1912'de resmileşti. Birliğin arkasındaki en etkili dış güç Rusya'ydı: St. Petersburg, hem Osmanlı'yı Balkanlar'da zayıflatmak hem de kendi nüfuz alanını genişletmek amacıyla, özellikle tartışmalı Makedonya topraklarının paylaşımında aralarında hakemlik yapmayı üstlenerek Sırp-Bulgar ittifakının kurulmasında doğrudan rol oynadı. Balkan devletleri, resmî gerekçe olarak Osmanlı yönetimindeki Hristiyan nüfusun durumunu öne sürseler de, asıl amaçları imparatorluğun Avrupa'daki son büyük topraklarını aralarında paylaşmaktı. Karadağ, 8 Ekim 1912'de savaşı ilk açan devlet oldu; Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan 17 Ekim'de onu izledi. İttifakın kâğıt üzerindeki resmî gerekçesi savunma amaçlıydı, ancak gizli maddeleri Osmanlı topraklarının nasıl bölüşüleceğini önceden ayrıntılı biçimde planlıyordu; bu da savaşın, tarafların sık sık öne sürdüğü gibi yalnızca bir 'kurtuluş' hareketinden çok, önceden hesaplanmış bir toprak paylaşım seferi olduğunu gösterir.

Kaynaklar: [1]

I. Balkan Savaşı: Osmanlı Ordusunun Çöküşü

Osmanlı ordusu, savaşa hazırlıksız yakalandı: planlanan 750 bin kişilik seferberliğin yerine savaşın başında yalnızca yaklaşık 337 bin asker cepheye sürülebildi, üstelik 1911-12'deki İtalya ile Trablusgarp Savaşı henüz Ekim 1912'de sona ermişti ve orduyu hem yorgun hem kaynak bakımından tüketmiş durumdaydı. Trakya cephesinde Bulgar ordusu, Kırkkilise ve ardından Lüleburgaz muharebelerinde Osmanlı kuvvetlerini art arda bozguna uğratarak İstanbul'a yaklaşık 40 km mesafedeki Çatalca hattına kadar ilerledi; burada iki kez denenen Bulgar taarruzu ancak son anda durdurulabildi. Edirne, Kasım 1912'den Mart 1913'e kadar beş ay süren ağır bir kuşatmanın ardından düştü. Osmanlı'nın bu denli hızlı çökmesinin nedenleri arasında, kuvvetlerin savunulması neredeyse imkânsız uzun bir hat boyunca ince biçimde dağıtılması, Yunan donanmasının Ege'de üstünlük kurarak Anadolu'dan deniz yoluyla takviye gönderilmesini engellemesi ve 1908 Devrimi ile 31 Mart Olayı sonrası ordu içindeki siyasi bölünmeler sayılır. Savaşın toplam bedeli ağırdı: Osmanlı tarafında tahminen elli bin asker savaş alanında öldü, yüz bini aşkını yaralandı ya da esir düştü, on binlercesi de tifo ve kolera gibi salgın hastalıklardan hayatını kaybetti; Balkan Birliği devletleri de -Bulgaristan başta olmak üzere- benzer ölçekte ağır kayıplar verdi.

Kaynaklar: [1]

Makedonya ve Batı Cepheleri

Osmanlı'nın batı cephesindeki çöküşü de en az Trakya kadar hızlıydı. Sırp ordusu, Ekim 1912'deki Kumanova Muharebesi'nde Osmanlı Vardar Ordusu'nu büyük bir yenilgiye uğratarak kısa sürede Üsküp ve Manastır'ı ele geçirdi. Yunan kuvvetleri Selanik'i -kentin kaderini belirleyen bir yarışta Bulgar ordusunu bir gün farkla geride bırakarak- Kasım 1912'de teslim aldı ve güneyde İoannina'yı kuşattı. Karadağ ordusu ise kuzeyde İşkodra'yı (İskenderiye) aylar süren bir kuşatmayla sarmaladı; kentin düşüşü, büyük güçlerin diplomatik baskısıyla sonradan geri alındı. Selanik'in kaybı Osmanlı için özellikle ağır bir simgesel darbeydi: yüzyıllardır imparatorluğun Balkanlar'daki en önemli liman ve ticaret merkezi olan kent, aynı zamanda otuz bir yaşındaki Osmanlı subayı Mustafa Kemal'in de doğduğu şehirdi; kentin Yunanistan'a geçmesi, kısa süre sonra Türk millî hareketinin önde gelen isimlerinden biri olacak bu subayın doğduğu toprakları da imparatorluk sınırlarının dışında bıraktı.

Kaynaklar: [1] [6]

Ege'de Deniz Üstünlüğünün Kaybı

Kara cephelerindeki bozgun kadar belirleyici olan bir başka gelişme, Osmanlı'nın Ege Denizi'ndeki deniz gücünü kaybetmesiydi. Savaşın patlak vermesiyle Yunan donanması, adalar ile Anadolu kıyısı arasındaki deniz yollarını kesmek amacıyla Çanakkale Boğazı önünde bir abluka kurdu; Osmanlı donanması bu ablukayı kırmak için iki kez açığa çıktı, ancak her ikisinde de (Aralık 1912 ve Ocak 1913) ağır yenilgiler aldı ve savaşın geri kalanında bir daha boğazın dışına çıkmadı. Bu deniz üstünlüğü kaybının doğrudan sonucu, imparatorluğun en tecrübeli birliklerinin önemli bir kısmının bulunduğu Anadolu'dan Trakya cephesine deniz yoluyla asker ve mühimmat taşınamaması oldu; kara yoluyla yapılan takviye girişimleri ise hem çok yavaş hem de yetersiz kaldı. Aynı deniz üstünlüğü, Yunanistan'ın Ege'deki çoğu adayı (Sakız, Midilli, Limni dahil) savaş sırasında fiilen ilhak etmesinin de önünü açtı.

Kaynaklar: [4] [5]

Londra Antlaşması ve Arnavutluk'un Bağımsızlığı

Savaşan taraflar, 30 Mayıs 1913'te imzalanan Londra Antlaşması'yla Osmanlı'nın Midye-Enez hattının batısındaki neredeyse tüm Avrupa topraklarını kaybetmesini resmileştirdi. Antlaşmanın en kalıcı sonuçlarından biri, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın baskısıyla -Sırbistan'ın Adriyatik'e çıkışını engellemek amacıyla- bağımsız bir Arnavutluk Prensliği'nin kurulmasıydı; bu karar, uzun süredir bu toprakları kendi payı saydığı için Sırbistan'da büyük bir hayal kırıklığına yol açtı ve galip devletler arasındaki Makedonya paylaşımı anlaşmazlığını daha da keskinleştirdi.

Kaynaklar: [1]

II. Balkan Savaşı: Galipler Arası Çekişme

Kazanılan toprakların, özellikle Makedonya'nın paylaşımı konusunda eski müttefikler arasında çıkan anlaşmazlık, kısa sürede yeni bir savaşa dönüştü. Bulgaristan, Sırbistan'ın kendisine önceden vaat edilen Makedonya topraklarının büyük kısmını fiilen elinde tutmaya devam etmesine sinirlenerek 16 Haziran 1913'te -Çar Ferdinand'ın emriyle- eski müttefikleri Sırbistan ve Yunanistan'a karşı koordinesiz bir saldırı başlattı. Ancak bu hamle stratejik bir felaketle sonuçlandı: Romanya, uzun süredir talep ettiği Güney Dobruca'yı almak için 10 Temmuz'da Bulgaristan'a savaş açtı ve seksen bin kişilik bir orduyla kuzeyden Tuna'yı geçti; aynı sırada Osmanlı da fırsatı değerlendirip doğudan harekete geçerek 23 Temmuz'da Edirne'yi geri aldı -Enver Bey bu başarıyla kendini 'ikinci Edirne fatihi' ilan etti. Dört cepheden aynı anda sıkıştırılan Bulgaristan, yalnızca kırk üç gün süren bu savaşı hızla kaybetti; 10 Ağustos 1913'teki Bükreş Antlaşması'yla Makedonya'nın büyük bölümünü Sırbistan ve Yunanistan'a, Güney Dobruca'yı Romanya'ya bırakmak zorunda kaldı ve ilk savaşta kazandığı toprakların çoğunu elinden kaçırdı.

Kaynaklar: [2]

Tartışma: Carnegie Komisyonu ve Savaş Suçları Raporu

Savaşların sivil nüfusa yönelik boyutu, Carnegie Vakfı'nın 1913 yazında bölgeye gönderdiği sekiz kişilik uluslararası bir komisyon tarafından araştırıldı; komisyonda Avusturya, Almanya, İngiltere, Fransa, Rusya ve ABD'den akademisyenler ile bir Nobel Barış Ödülü sahibi yer alıyordu. Yaz 1914'te yayımlanan rapor, savaşan tarafların neredeyse tamamını -bulundukları bölgelerdeki nüfusun etnik yapısını zorla değiştirmeye yönelik sistematik şiddet dahil- ağır ihlallerle suçladı: komisyona göre Sırp ve Karadağ birlikleri Arnavut nüfusa, Yunan ve Sırp birlikleri işgal ettikleri bölgelerdeki Bulgar köylülerine karşı büyük çaplı şiddet uyguladı; Osmanlı ve Bulgar tarafında da benzer raporlar mevcuttu. Komisyonun bazı üyelerinin (özellikle Miliukov ve Brailsford) Bulgaristan'a yakın durduğu yönünde eleştiriler de yapıldı, bu da raporun tarafsızlığı konusunda bazı çekinceler doğurdu. Yine de rapor, bir uluslararası kuruluşun savaş suçlarını çok taraflı ve sistematik biçimde belgelemeye çalıştığı ilk örneklerden biri olarak tarihe geçti; ne var ki yayımlanmasından yalnızca birkaç hafta sonra patlak veren I. Dünya Savaşı'nın gölgesinde kaldı ve dönemin kamuoyunda hak ettiği ilgiyi görmedi.

Kaynaklar: [3]

İnsani Boyut: Göç ve Mübadele

Savaşlar, Balkanlar'daki Müslüman ve Türk nüfusun büyük kısmının -katliam, zorla göç ve savaş koşulları nedeniyle- Anadolu'ya sığınmasına yol açtı; tahminlere göre yüz binlerce muhacir bu dönemde Rumeli'yi terk etmek zorunda kaldı, üstelik pek çoğu yolculuk sırasında salgın hastalık ve açlıktan hayatını kaybetti. Ancak göç tek yönlü değildi: savaş sonrası çizilen yeni sınırlar, Bulgar, Rum ve diğer toplulukların da yer değiştirmesine yol açtı; bu karşılıklı yer değiştirme dalgası, sonraki on yıllarda imzalanacak nüfus mübadelesi antlaşmalarının da bir öncüsü sayılır. Bu büyük göç dalgası, hem derin bir insani travma hem de sonraki Türk millî kimliğinin şekillenmesinde etkili bir demografik ve psikolojik dönüm noktası oldu.

Kaynaklar: [1]

Tarihsel Önemi ve Miras

Balkan Savaşları, Osmanlı'nın Avrupa'daki varlığını neredeyse tamamen sona erdirerek imparatorluğu büyük ölçüde bir Anadolu-Ortadoğu devletine indirdi; savaşların yarattığı toprak kayıpları ve travma, bir yıl sonra patlak verecek I. Dünya Savaşı'na Osmanlı'nın kaybettiği toprakları geri alma umuduyla girmesinde önemli bir psikolojik ve stratejik etken oldu. Savaşlar aynı zamanda modern topçu, makineli tüfek ve siper savaşı gibi -birkaç yıl sonra I. Dünya Savaşı'nda çok daha büyük ölçekte görülecek- taktiklerin ilk kez yoğun biçimde denendiği bir 'laboratuvar' işlevi de gördü; dönemin askeri gözlemcileri bu dersleri yakından izledi. Balkan Savaşları'nın bıraktığı sınır anlaşmazlıkları ve milliyetçi gerginlikler, 20. yüzyıl boyunca bölgesel çatışmaların köklerinden biri olmaya devam etti. Bükreş Antlaşması'nın Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Romanya arasında çizdiği sınırların büyük bölümü, sonraki on yıllardaki küçük düzeltmelerle bugünkü Balkan devlet sınırlarının temelini oluşturmayı sürdürüyor; Osmanlı'nın (sonradan Türkiye'nin) Avrupa'daki sınırları ise I. Dünya Savaşı sonrası Lozan Antlaşması'yla (1923) ayrıca ve nihai biçimde belirlendi.

Kaynaklar: [1] [2]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia (İngilizce) — First Balkan War

    Balkan Birliği'nin kuruluşu, muharebeler, Osmanlı ordusunun çöküş nedenleri, Londra Antlaşması.

  2. Wikipedia (İngilizce) — Second Balkan War

    Bulgaristan'ın saldırısı, Romanya'nın müdahalesi, Edirne'nin geri alınışı, Bükreş Antlaşması.

  3. Wikipedia (İngilizce) — Report of the International Commission on the Balkan Wars

    Carnegie Komisyonu'nun üyeleri, bulguları ve tarafsızlık eleştirileri.

  4. Wikipedia (İngilizce) — Battle of Elli

    Aralık 1912 deniz savaşı, Yunan donanmasının Ege'de üstünlüğü.

  5. Wikipedia (İngilizce) — Battle of Lemnos (1913)

    Ocak 1913 deniz savaşı, Osmanlı donanmasının Çanakkale'ye çekilmesi.

  6. Wikipedia (İngilizce) — Siege of Scutari (1912–1913)

    Hasan Rıza Paşa'nın suikastı, Esad Paşa Toptani'nin rolü, kentin teslimi.

Sık Sorulan Sorular

Ege'de Osmanlı ve Yunan donanmaları arasındaki deniz savaşları nasıl sonuçlandı?

Aralık 1912'deki Elli Deniz Savaşı'nda, Yunan filosunun amiral gemisi zırhlı kruvazör Averof'un hız üstünlüğünü kullanarak diğer gemilerden ayrılıp Osmanlı filosuna tek başına saldırması, Yunanistan'da neredeyse efsanevi bir zafer olarak anılan sonucu getirdi ve Osmanlı donanmasını Çanakkale Boğazı'nın gerisine çekilmeye zorladı. Ocak 1913'teki Limni (Lemnos) Deniz Savaşı'nda Osmanlı donanmasının ablukayı yarıp Ege'deki üstünlüğü geri kazanma yönündeki ikinci ve son girişimi de yenilgiyle sonuçlandı; bu iki yenilgi, Osmanlı donanmasının savaşın geri kalanında bir daha Çanakkale dışına çıkmamasına ve Anadolu'dan Trakya cephesine deniz yoluyla takviye gönderilememesine yol açtı.

İşkodra kuşatmasının özel bir draması var mıydı?

Evet. Kentin Osmanlı komutanı Hasan Rıza Paşa, 'Şkodra bizim kaderimiz ya da mezarımız, ama utancımız değil' sözüyle tanınıyordu; ancak Ocak 1913'te kadın kılığına girmiş suikastçılarca öldürüldü. Faillerin, kentteki müttefik düzensiz Arnavut kuvvetlerinin komutanı Esad Paşa Toptani'nin adamları olduğu, bizzat Esad Paşa'nın da suikastten haberdar olabileceği yönünde kuvvetli şüpheler vardır. Hasan Rıza'nın ölümünden sonra savunmanın fiilen tek sorumlusu kalan Esad Paşa, Nisan 1913'te kenti -yeni kurulacak Arnavutluk tahtındaki kendi iddiasına destek ve bir miktar nakit karşılığında- Karadağ'a teslim etti.

Enver Bey'in Edirne'yi 'geri fethi' gerçekten büyük bir askeri zafer miydi?

Askeri açıdan pek değildi, daha çok fırsatçı ve büyük ölçüde sembolik bir harekâttı. İkinci Balkan Savaşı patlak verdiğinde Bulgaristan'ın ana ordusu Sırp ve Yunan cephelerine kaymıştı; Edirne'yi savunan Bulgar garnizonu, tümgeneral Vılko Velçev komutasında yalnızca yaklaşık dört bin yorgun askerden oluşuyordu. Osmanlı kuvvetleri 23 Temmuz 1913'te kente ciddi bir direnişle karşılaşmadan girdi. Buna karşın Enver Bey'in kendisini 'ikinci Edirne fatihi' ilan etmesi, yalnızca beş ay önce aynı kentin büyük bir kuşatmayla kaybedilmiş olmasının yarattığı travmayı telafi eden güçlü bir iç politika ve propaganda hamlesi olarak iş gördü.