Tarihi OlayÇağdaş Dönem

Jön Türkler ve II. Meşrutiyet

II. Meşrutiyet İlanı24 Temmuz 1908
Ana Örgütİttihat ve Terakki Cemiyeti
SonuçAnayasal Meclis Yönetiminin Yeniden Tesisi
Selanikli Rum litograf Sotiris Christidis'in II. Meşrutiyet'in ilanını konu alan alegorik baskısı; zincirlerinden kurtulan bir kadın figürü (Hürriyet) etrafında Midhat Paşa, Namık Kemal ve İttihatçı subaylar (Niyazi Bey, Enver Paşa) betimleniyor, üstte "Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet" (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) yazılı bir melek uçuyor.

Dönemin litografisi (1908)Selanikli Rum litograf Sotiris Christidis'in II. Meşrutiyet'in ilanını konu alan alegorik baskısı; zincirlerinden kurtulan bir kadın figürü (Hürriyet) etrafında Midhat Paşa, Namık Kemal ve İttihatçı subaylar (Niyazi Bey, Enver Paşa) betimleniyor, üstte "Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet" (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) yazılı bir melek uçuyor.Sotiris Christidis, Wikimedia Commons (Kamu malı)

İçindekiler

Genel Bakış

Jön Türkler, II. Abdülhamid'in 1878'de askıya aldığı I. Meşrutiyet'i yeniden tesis etmek amacıyla örgütlenen, büyük ölçüde askeri okullardan ve bürokrasiden gelen genç, Batılılaşmacı-milliyetçi bir muhalefet hareketiydi. 1908'de İttihat ve Terakki Cemiyeti önderliğinde gerçekleştirdikleri hareket, II. Meşrutiyet'i ilan ederek Osmanlı'yı yeniden anayasal meclis yönetimine döndürdü; ancak çok partili ve çoğulcu başlayan bu deneyim, on yıl içinde Enver, Talat ve Cemal Paşalar önderliğindeki bir tek-parti yönetimine dönüştü.

Kaynaklar: [1] [2]

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Kuruluşu

Hareketin çekirdeği, 6 Şubat 1889'da İstanbul'daki Askeri Tıbbiye Mektebi'nde İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, İshak Sükuti, Mehmed Reşid ve Şerafeddin Mağmumi adlı beş öğrencinin kurduğu gizli "İttihad-ı Osmanî Cemiyeti"ydi; örgüt kısa süre sonra, pozitivist düşünür Auguste Comte'un takipçisi Ahmed Rıza'nın önerisiyle "İttihat ve Terakki" (Union et Progrès) adını aldı. Cemiyet, Sultan'ın istihbarat ağından kaçabilmek için büyük ölçüde Paris, Cenevre ve Kahire gibi Avrupa şehirlerindeki sürgün merkezlerinden yürütülüyor, İstanbul içindeyse hücre tipi gizli örgütlenmeyle faaliyet gösteriyordu. Paris'teki sürgün lideri Ahmed Rıza'nın çıkardığı Meşveret gazetesi, hareketin en etkili yayın organı hâline geldi ve anayasal düzenin yeniden kurulması çağrısını hem Avrupa kamuoyuna hem de İstanbul'daki gizli hücrelere taşıyan başlıca kanal oldu.

Kaynaklar: [1]

II. Abdülhamid'e Muhalefet ve Sürgün Yılları

II. Abdülhamid'in (bkz. II. Abdülhamid) 1878'den itibaren meclisi kapatıp otoriter, sansüre dayalı bir yönetim kurması, özellikle Tıbbiye ve Harbiye gibi modern eğitim kurumlarında yetişen genç subay ve bürokratlar arasında giderek büyüyen bir muhalefete yol açtı. Sürgündeki Jön Türk basını -Ahmed Rıza'nın Paris'te çıkardığı Meşveret gazetesi gibi yayınlar- anayasal düzenin yeniden kurulması çağrısını Avrupa kamuoyuna ve İstanbul'daki gizli hücrelere taşıyordu; ancak hareketin asıl belirleyici gücü, 1906'da Selanik'te kurulan ve giderek 3. Ordu'daki genç subayları örgütleyen yerel bir şubede toplanacaktı.

Kaynaklar: [1]

1908 Devrimi: Meşrutiyet'in Yeniden İlanı

Temmuz 1908'de Selanik merkezli III. Ordu'daki İttihatçı subayların (Enver Bey, Niyazi Bey gibi) dağa çıkıp isyan bayrağı açmasıyla başlayan hareket, II. Abdülhamid'i meşrutiyeti yeniden ilan etmeye zorladı; bu, kansız ve nispeten hızlı bir "devrim" olarak gerçekleşti ve dönemin halkı arasında etnik ve dinî ayrım gözetmeksizin büyük bir özgürlük coşkusuyla karşılandı -Selanik ve İstanbul sokaklarında Türk, Rum, Ermeni ve Yahudi topluluklar birlikte kutlama yaptı. Ne var ki erken dönem tarihçiliği bu olayı sıklıkla saf bir liberal-anayasacı zafer olarak sunarken, daha yeni araştırmalar bunun toplumsal değil öncelikle siyasi bir devrim olduğunu; Sultan'ı tahtta bırakan ve eski bürokratik yapıyı büyük ölçüde koruyan İttihatçıların, imparatorluğun derin yapısal sorunlarını yalnızca bir anayasanın çözebileceğine saflıkla inandığını vurguluyor. Kasım-Aralık 1908'de yapılan seçimlerle toplanan yeni Meclis-i Mebusan, imparatorluğun etnik çeşitliliğini o güne dek görülmemiş ölçüde yansıtıyordu: 288 sandalyelik mecliste 147 Türk, 60 Arap, 27 Arnavut, 26 Rum, 14 Ermeni, 10 Slav ve 4 Yahudi mebus yer alıyordu.

Kaynaklar: [2]

31 Mart Olayı ve Hareket Ordusu

Nisan 1909'da (Rumi takvimle 31 Mart 1325) İstanbul'da hoşnutsuz askerlerin ayaklanması ve gerici dinî grupların şeriata dönüş talebiyle katılmasıyla "31 Mart Olayı" adı verilen bir karşı-devrim girişimi patlak verdi. Mahmud Şevket Paşa komutasındaki, Selanik'ten yola çıkan "Hareket Ordusu" İstanbul'a girip isyanı bastırdı; bu müdahalenin ardından İttihatçılar, isyanı kışkırttığı gerekçesiyle II. Abdülhamid'i 27 Nisan 1909'da tahttan indirerek yerine kardeşi V. Mehmed Reşad'ı geçirdi. Bu olay, meşrutiyetçi hareketin kendi otoritesini kesin olarak tesis ettiği bir dönüm noktası oldu; artık İttihat ve Terakki, perde arkasından etkili olan asıl güç merkezi hâline gelmişti.

Kaynaklar: [3]

Çok Partili Kısa Deneyim: Hürriyet ve İtilaf ile Rekabet

1908 sonrasında Osmanlı siyasetinde kısa ama canlı bir çok partili dönem yaşandı; İttihat ve Terakki'nin karşısında Kasım 1911'de kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihatçıların savunduğu sıkı merkeziyetçiliğe karşı âdemi merkeziyetçi (yerinden yönetimci) ve daha liberal bir çizgi öneriyordu; parti, farklı milliyetlerden ve İttihat ve Terakki'ye muhalif çeşitli küçük grupların bir araya gelmesiyle oluşmuştu. Aralık 1911'deki bir ara seçimde beklenmedik bir başarı kazanarak İttihatçıları ciddi biçimde tedirgin eden Hürriyet ve İtilaf, bu rekabetiyle imparatorluğun anayasal deneyiminin en açık ve çoğulcu evresini simgeliyordu; ancak bu çoğulculuk uzun ömürlü olmayacaktı.

Kaynaklar: [4]

Sopalı Seçimler ve Halaskar Zabitan Darbesi (1912)

İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf'ın yükselişinden endişe ederek Nisan 1912'de erken seçime gitti; seçim, muhalefet adaylarının sopa ve copla dövülmesi, sandık hileleri ve seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesiyle o denli sertti ki tarihe "Sopalı Seçimler" adıyla geçti. İttihat ve Terakki 275 sandalyeden 269'unu kazanırken Hürriyet ve İtilaf yalnızca 6 sandalyeye razı oldu; bu açık hileye tepki olarak muhalif subaylar Mayıs 1912'de "Halaskar Zabitan" (Kurtarıcı Subaylar) adıyla örgütlendi ve Temmuz 1912'de bir askeri muhtırayla hükümeti istifaya zorlayarak İttihat ve Terakki'yi geçici olarak iktidardan uzaklaştırdı.

Kaynaklar: [4] [5]

Bab-ı Ali Baskını (1913) ve Üçler Dönemi

İttihat ve Terakki'nin iktidar dışı kaldığı bu kısa dönem, Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşları'nın (bkz. Balkan Savaşları) felaket boyutundaki yenilgileriyle -özellikle Edirne'nin kaybedilmesiyle- örtüştü ve hükümete yönelik büyük bir güvensizlik doğurdu. 23 Ocak 1913'te Enver Bey ve Talat Bey önderliğindeki bir grup İttihatçı subay, Bâb-ı Âli'yi (hükümet merkezini) basarak Deniz Bakanı Nazım Paşa'yı öldürdü ve Sadrazam Kâmil Paşa'yı istifaya zorladı; bu baskın, İttihat ve Terakki'yi doğrudan iktidara taşıdı. Kısa süre sonra Enver, Talat ve Cemal Paşalardan oluşan "Üçler" fiilen imparatorluğun tek hâkimi hâline geldi -Enver Harbiye Nazırı, Talat ise sivil hükümetin fiilî lideri oldu- ve çok partili deneyim yerini giderek sertleşen bir tek-parti yönetimine bıraktı.

Kaynaklar: [6]

Osmanlıcılıktan Türkçülüğe: İttihatçı İdeolojinin Dönüşümü

İttihat ve Terakki, kuruluşunda tüm Osmanlı tebaasını din ve etnik köken gözetmeksizin eşit vatandaş sayan "Osmanlıcılık" ilkesine bağlıydı; ancak 1908 sonrasında Arnavutluk ve Makedonya'da süren ayrılıkçı hareketler ile özellikle 1912-13 Balkan Savaşları'nın imparatorluğun Avrupa topraklarının neredeyse tamamını elden çıkarmasıyla bu ideal büyük ölçüde çöktü. Bu boşlukta Yusuf Akçura'nın 1904 tarihli "Üç Tarz-ı Siyaset" makalesiyle tartışmaya açtığı Türkçülük fikri ve Ziya Gökalp'in 1911 sonrası geliştirdiği kültürel milliyetçilik kuramı, İttihatçı kadrolar arasında giderek daha belirleyici bir çizgi hâline geldi; Osmanlıcılık söylemi resmî düzeyde sürse de, hareketin fiilî ağırlık merkezi 1913'ten itibaren Türk milliyetçiliğine kaymıştı.

Kaynaklar: [1] [7]

Tartışma: 1908 Devrimi Gerçekten Liberal miydi?

1908 Devrimi'nin niteliği, tarihyazımında süregelen bir tartışma konusudur. 20. yüzyılın ilk yarısındaki Batılı tarihçilik, olayı Abdülhamid'in mutlakiyetçi rejimini yıkan, parlamenter demokrasi ve reform çağı açan zaferci bir liberal-anayasacı hareket olarak sunma eğilimindeydi. Daha yakın dönem araştırmalar ise bu resmi sorguluyor: İttihat ve Terakki'nin Sultan'ı tahtta bırakması, eski bürokratik-askerî yapıyı büyük ölçüde el değmeden koruması ve giderek Türk milliyetçiliğinin ağırlık kazandığı bir kadroya dönüşmesi, hareketin ilan ettiği çoğulcu vaatlerle nihayetinde çeliştiğini savunanları haklı çıkarıyor. Bu ikinci okumaya göre 1908, toplumsal değil öncelikle siyasi bir devrimdi; anayasa tek başına imparatorluğun derin yapısal krizini çözemeyecekti.

Kaynaklar: [2]

Tartışma: İttihat ve Terakki Bir Parti mi, Bir "Derin Devlet" miydi?

Tarihçiler arasında süregelen bir başka tartışma, İttihat ve Terakki'nin 1908-1913 arasında gerçekte nasıl bir yapı olduğu üzerinedir. Cemiyet resmî olarak parlamentoda sandalye yarışan sıradan bir siyasi parti gibi görünüyordu; ama aynı zamanda -1889'dan miras kalan gizli hücre örgütlenmesini koruyarak- sivil hükümetin, ordunun ve bürokrasinin içine nüfuz eden, seçilmemiş bir "merkez-i umumi" (genel merkez) aracılığıyla perde arkasından karar alan yarı-gizli bir güç odağı olarak da işliyordu. Bazı tarihçiler bunu olağan bir parlamenter partinin otoriterleşme süreci olarak okurken, bazıları 1908'den itibaren zaten sivil hükümetin üzerinde işleyen paralel bir iktidar mekanizmasının var olduğunu, 1913'teki Bâb-ı Âli Baskını'nın yeni bir kopuş değil, bu gizli-açık ikili yapının nihayet maskesini düşürdüğü an olduğunu savunur.

Kaynaklar: [1] [6]

Miras

II. Meşrutiyet dönemi, Osmanlı'da anayasal yönetim, basın özgürlüğü ve siyasi parti kültürünün ilk kez geniş çaplı denendiği; ancak aynı zamanda imparatorluğun toprak bütünlüğünü koruma kaygısıyla giderek merkeziyetçi, tek-parti ve milliyetçi bir yönetime dönüştüğü çok katmanlı bir dönemdir. Enver, Talat ve Cemal Paşaların 1914'te imparatorluğu Almanya safında I. Dünya Savaşı'na (bkz. I. Dünya Savaşı) sokan kararı, İttihat ve Terakki'nin bu son ve en yıkıcı icraatı oldu. Bu dönemde yetişen kadrolar -Mustafa Kemal dahil- sonraki Türk Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının önemli bir kısmını oluşturdu; II. Meşrutiyet'in çok partili meclis deneyimi ve anayasal reform mirası, doğrudan Cumhuriyet'in kurumsal hafızasına taşındı. İronik biçimde, 1908'de bir sultanın keyfi otoritesine karşı anayasal özgürlük adına yola çıkan hareket, on yıl içinde kendisi de benzer bir tekelci iktidar biçimine evrilmişti; bu çelişki, II. Meşrutiyet dönemini yalnızca bir reform çağı olarak değil, erken 20. yüzyıl siyasetinde devrimlerin kendi vaatlerinden nasıl uzaklaşabileceğinin de bir örneği olarak tarih yazımının ilgi odağında tutmaya devam ediyor.

Kaynaklar: [1] [2]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia (İngilizce) — Committee of Union and Progress

    Kuruluş, kurucular, Osmanlıcılıktan Türkçülüğe dönüşüm. Üçüncül kaynaktır.

  2. Wikipedia (İngilizce) — Young Turk Revolution

    1908 Devrimi'nin seyri ve tarihyazımı tartışması.

  3. Wikipedia (İngilizce) — 31 March incident

    31 Mart Olayı ve Hareket Ordusu'nun bastırması.

  4. Wikipedia (İngilizce) — 1912 Ottoman general election

    Sopalı Seçimler'in ayrıntıları ve sonuçları.

  5. Wikipedia (İngilizce) — Saviour Officers

    Halaskar Zabitan'ın kuruluşu ve 1912 darbesi.

  6. Wikipedia (İngilizce) — 1913 Ottoman coup d'état

    Bâb-ı Âli Baskını ve Üçler'in iktidara gelişi.

  7. Belleten — "Genesis of Turkish Nationalism"

    Akçura ve Gökalp'in Türkçülük düşüncesinin gelişimindeki rolü.

Sık Sorulan Sorular

İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni ilk kuranlar kimlerdi?

Cemiyet, 6 Şubat 1889'da İstanbul Askeri Tıbbiye Mektebi'nde beş öğrenci tarafından "İttihad-ı Osmanî Cemiyeti" adıyla kuruldu: İbrahim Temo (Arnavut), İshak Sükuti ve Abdullah Cevdet (Kürt) ile Mehmed Reşid (Çerkez) ve Şerafeddin Mağmumi. Örgüt, kısa süre sonra Paris'teki sürgün Jön Türk lideri Ahmed Rıza'nın, Auguste Comte'un pozitivist "düzen ve ilerleme" ilkesinden esinlenen önerisiyle bugün bilinen "İttihat ve Terakki" (Union et Progrès) adını aldı.

1912'deki 'Sopalı Seçimler' adını nereden alıyor?

Nisan 1912 seçimlerinde İttihat ve Terakki'nin, rakibi Hürriyet ve İtilaf Fırkası adaylarını ve seçmenlerini sopa ve copla dövdürerek sindirmesi, erken oy toplama, gizli sayım ve seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi gibi hile yöntemleriyle birleşince, seçim tarihe 'Sopalı Seçimler' adıyla geçti. Sonuçta İttihat ve Terakki 275 sandalyeden 269'unu alırken muhalefet yalnızca 6 sandalyeye razı oldu; bu açık hile, muhalif subayların 'Halaskar Zabitan' adıyla örgütlenip birkaç ay sonra hükümeti bir muhtırayla düşürmesine yol açtı.

Bâb-ı Âli Baskını sırasında kim öldürüldü, kim istifaya zorlandı?

23 Ocak 1913'te Enver Bey ve Talat Bey önderliğindeki İttihatçı subaylar Bâb-ı Âli'yi bastığında, baskına direnmeye çalışan Deniz Bakanı Nazım Paşa silahla vurularak öldürüldü; Sadrazam Kâmil Paşa ise tehdit altında istifa etmek zorunda bırakıldı. Baskının ardından İttihat ve Terakki doğrudan iktidara geldi ve kısa süre içinde Enver, Talat ve Cemal Paşalardan oluşan 'Üçler' fiilen imparatorluğun tek karar mercii hâline geldi.