HükümdarYakın Çağ

II. Abdülhamid

Yaşadığı Dönem1842–1918
Doğum Yeriİstanbul
AlanDevlet Yönetimi, Diplomasi
II. Abdülhamid, resmi üniforma ve nişanlarıyla.

Fotoğraf, saltanat dönemiII. Abdülhamid, resmi üniforma ve nişanlarıyla.Unknown authorUnknown author, Wikimedia Commons (Public Domain)

İçindekiler

Genel Bakış

II. Abdülhamid, 1876-1909 arasındaki 33 yıllık saltanatıyla Osmanlı tarihinin en uzun ve en tartışmalı dönemlerinden birine imza attı; bir yandan dikkatli bir denge diplomasisi ve geniş çaplı modernleşme projeleriyle imparatorluğu ayakta tutmaya çalışırken, diğer yandan meşrutiyeti askıya alıp otuz yıl sürecek sıkı bir merkezi denetim rejimi kurdu. Kişiliği ve mirası hakkındaki değerlendirmeler bugün de keskin biçimde ayrışır: kimi tarihçiler onu imparatorluğu bir arada tutmayı başaran son büyük stratejist olarak görürken, kimileri baskıcı iç politikasını ön plana çıkarır. Otuz üç yıllık saltanatı, imparatorluğun hem toprak kaybı ve mali çöküş yaşadığı hem de eğitim ve altyapı alanında ciddi bir modernleşme atağına giriştiği, birbiriyle çelişen iki eğilimin aynı anda sürdüğü bir dönem oldu.

Kaynaklar:

Tahta Çıkış ve Meşrutiyetin Askıya Alınması (1876-78)

1876'da ağabeyi V. Murad'ın tahttan indirilmesinin ardından tahta çıkan Abdülhamid, aynı yıl ilan edilen I. Meşrutiyet'in (ilk Osmanlı anayasası ve meclisi) mimarlarından biri olarak göreve başladı. Ancak 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın (93 Harbi, bkz. 93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı)) ağır yenilgisini gerekçe göstererek 1878'de Meclis-i Mebusan'ı süresiz olarak feshetti ve meşrutiyeti askıya aldı; bu karar, meclisin ancak otuz yıl sonra 1908'de yeniden toplanabileceği uzun bir istibdat (baskıcı tek adam yönetimi) döneminin başlangıcı oldu.

Kaynaklar:

Midhat Paşa'nın Trajik Sonu

1876 Anayasası'nın (Kanun-ı Esasi) baş mimarı olan Sadrazam Midhat Paşa, Abdülhamid'in meşrutiyeti ilan etmesinde belirleyici rol oynamıştı; ancak meşrutiyetin askıya alınmasının ardından önce taşraya sürgün edildi, 1881'de yeniden tutuklanıp yargılandı ve tahttan indirilen Sultan Abdülaziz'in ölümüne sebebiyet vermekle suçlanarak idama mahkûm edildi. Avrupa devletlerinin baskısı üzerine cezası müebbet hapse çevrilip Arabistan'daki Taif Kalesi'ne sürgün edilen Midhat Paşa, 8 Mayıs 1884'te hücresinde boğularak öldürülmüş halde bulundu; anayasanın mimarının bu şekilde son bulması, istibdat döneminin en çarpıcı simgesel olaylarından biri olarak tarihe geçti ve Abdülhamid'in muhaliflerine karşı ne denli acımasız davranabileceğinin erken bir göstergesi oldu.

Kaynaklar: [6]

1897 Osmanlı-Yunan Savaşı: Kazanılan Savaş, Kaybedilen Barış

Nisan-Mayıs 1897'de Teselya sınırında patlak veren Osmanlı-Yunan Savaşı, Osmanlı ordusunun Velestin, Çatalca ve Dömeke'deki art arda zaferleriyle kesin bir askeri galibiyetle sonuçlandı; Yunan kuvvetleri Teselya'dan geri püskürtüldü ve Atina yolu fiilen açıldı. Ancak Rus Çarı II. Nikola'nın öncülüğünde araya giren büyük Avrupa devletleri, Abdülhamid'i ateşkese razı ederek savaş meydanındaki zaferin diplomasi masasında büyük ölçüde boşa çıkmasına yol açtı: Osmanlı, 1877-78 Savaşı'nda kaybettiği Teselya'yı geri alamadığı gibi, büyük güçler ayrıca Girit'e özerklik verilmesini de dayattı. Bu deneyim, Abdülhamid'in kalan saltanatı boyunca büyük devletlerin diplomatik baskısı karşısında askeri başarının bile yetersiz kalabileceğine dair bir ders olarak kaldı.

Kaynaklar: [7]

İstibdat Dönemi: Hafiye Teşkilatı ve Sansür

1878'de kendisine yönelik Çırağan Baskını girişiminin ardından, Abdülhamid 1880'de Osmanlı tarihinin ilk kurumsallaşmış istihbarat ve polis örgütü olan Yıldız İstihbarat Teşkilatı'nı kurdu; örgüt, çok sayıda "hafiye" (gizli ajan) ve halktan ücretli "jurnalcı" (muhbir) aracılığıyla geniş bir bilgi toplama ağı oluşturdu. Aynı dönemde basın üzerinde sıkı bir sansür uygulandı: gazete ve dergiler önemsiz bahanelerle kapatılıyor, yazarlar sürgüne gönderiliyor ya da hapsediliyordu; anayasa ve özgürlük üzerine yazmak veya tartışmak suç sayılıyor, ikiden fazla kişinin bir araya gelmesi bile kuşkuyla karşılanıyordu. Bu baskıcı yönetim tarzı, döneminde Avrupa basınında sert eleştirilere hedef oldu.

Kaynaklar: [1]

Dengeleme Diplomasisi: Almanya'ya Yönelik Politika Değişimi

Abdülhamid, Rusya ve Britanya'nın Osmanlı topraklarındaki nüfuzunu dengelemeye çalışan dikkatli bir dış politika izledi; Britanya'yı imparatorluğun geleceği için en büyük tehdit olarak görmesi, onu zamanla yükselen Alman İmparatorluğu'na yakınlaştırdı. Almanya ile kurulan bu stratejik ortaklık -mali ve askeri modernizasyon alanında Alman uzmanlardan yararlanma, Alman sermayesiyle demiryolu projeleri geliştirme gibi adımlarla- Osmanlı'nın Rusya ve Britanya tarafından tek başına kuşatılmasını önlemeyi amaçlıyordu; bu yönelim, imparatorluğun I. Dünya Savaşı'nda (bkz. I. Dünya Savaşı) Almanya safında yer almasına giden uzun vadeli sürecin de temellerinden birini oluşturdu.

Kaynaklar: [4]

Hicaz Demiryolu ve Pan-İslamizm Politikası

Mart 1900'de Abdülhamid'in emriyle başlatılan Hicaz Demiryolu projesi, Şam'dan Medine'ye uzanan 1.320 km'lik hattı sekiz yılda, dağlık ve çöl arazisinden geçerek 1908'de tamamladı; proje, yabancı devletlerin müdahalesine kapalı tutulup yalnızca dünya Müslümanlarının bağışlarıyla finanse edildi. Görünürde hac yolculuğunu kolaylaştırmayı amaçlayan bu proje, aslında Abdülhamid'in Pan-İslamist politikasının somut bir ifadesiydi: modernleşme projelerini, imparatorluk sınırları içindeki ve dışındaki Müslümanlarla dini ve siyasi bağları güçlendirmek ve Avrupa'nın İslam dünyasındaki artan nüfuzuna karşı bir denge unsuru oluşturmak için kullanıyordu.

Kaynaklar: [2]

Düyun-ı Umumiye: Maliyenin Yabancı Denetime Geçişi

Osmanlı hazinesinin dış borçlarını ödeyemez hale gelmesi üzerine, 20 Aralık 1881'de imzalanan Muharrem Kararnamesi ile Düyun-ı Umumiye İdaresi (Genel Borçlar İdaresi) kuruldu; bu kurum, tütün, tuz, ipek, balık ve pul vergisi gibi belirli devlet gelirlerini doğrudan Avrupalı alacaklılar adına toplamakla görevlendirildi. İngiliz, Fransız, Alman, Avusturyalı, İtalyan ve Hollandalı alacaklı temsilcilerinden oluşan bir yönetim kuruluyla idare edilen kurum, zirve döneminde 9.000'i aşan çalışanıyla Osmanlı Maliye Nezareti'nden bile daha kalabalık bir kadroya ulaştı; bu durum, imparatorluğun mali egemenliğinin önemli bir kısmının fiilen yabancı denetime geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendirilir.

Kaynaklar: [8]

Eğitim ve Kurumsal Modernleşme

Baskıcı iç politikasına rağmen Abdülhamid döneminde eğitim alanında kapsamlı bir modernleşme atağı yaşandı: 18 meslek okulu açıldı, 1900'de bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin temelini oluşturan Darülfünun-u Şahâne yeniden yapılandırılarak matematik, edebiyat ve ilahiyat alanlarında eğitim vermeye başladı, kız çocukları için ilk okullar kuruldu ve ilk-orta öğretim taşrada da yaygınlaştırıldı. On yıl içinde Hicaz dışındaki hemen her vilayette bir Maarif (Eğitim) İdaresi kuruldu; bu kurumsal genişleme, aynı dönemin siyasi baskısıyla tam bir tezat oluşturarak tarihçiler arasında dönemin nasıl değerlendirileceği konusundaki tartışmanın da temelini oluşturur.

Kaynaklar: [5]

Yıldız Sarayı'nda Güvenlik Paranoyası

Abdülhamid'in kişisel güvenlik konusundaki aşırı temkinliliğinin kökleri, henüz şehzadeyken tanık olduğu bir travmaya dayanır: amcası Sultan Abdülaziz'in 1876'da tahttan indirilip kısa süre sonra şüpheli koşullarda ölü bulunmasına yakından şahit olmuştu. Bu deneyim, onu önceki padişahların aksine halka açık görünmekten büyük ölçüde kaçınan, güvenliği kolay sağlanabilen yüksek bir tepede inşa edilmiş Yıldız Sarayı'na yerleşen bir hükümdara dönüştürdü; sarayın bitişiğine özel olarak yaptırdığı Yıldız Hamidiye Camii'nde her Cuma düzenlenen "selamlık" alayı, halkla doğrudan temas kurmadan hükümdarlık otoritesini görünür kılmanın törensel bir yolu haline geldi. Bu tedirginlik yersiz de değildi: saltanatı boyunca kendisine yönelik birden fazla suikast girişimi yaşandı, bunların en bilineni 1905'te arabasına yerleştirilen bombalı bir saldırıydı.

Kaynaklar: [9]

1908 Jön Türk Devrimi ve Meşrutiyetin Yeniden İlanı

Jön Türkler'in (bkz. Jön Türkler ve II. Meşrutiyet) örgütlediği artan muhalefet baskısı karşısında Abdülhamid, Temmuz 1908'de otuz yıl önce askıya aldığı anayasayı ve Meclis-i Mebusan'ı yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı; bu gelişme, II. Meşrutiyet dönemini başlattı. Meşrutiyetin yeniden ilanı geniş halk kitlelerince coşkuyla karşılandı, ancak Abdülhamid'in fiili siyasi gücü bu tarihten itibaren ciddi biçimde sınırlandı; İttihat ve Terakki Cemiyeti, yönetimde giderek belirleyici bir güç haline geldi.

Kaynaklar:

31 Mart Vakası (1909) ve Tahttan İndiriliş

12-13 Nisan 1909 gecesi (Rumi takvimle 31 Mart 1325) İstanbul'da patlak veren ve bazı asker-din adamı çevrelerince desteklenen bir ayaklanma, meşrutiyeti sona erdirip Abdülhamid'i yeniden mutlak hükümdar konumuna getirmeyi hedefledi; İttihat ve Terakki'ye bağlı Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girip ayaklanmayı bastırmasının ardından, İttihat ve Terakki Abdülhamid'i bu isyanla suç ortaklığı yapmakla suçladı. 27 Nisan 1909'da Meclis-i Mebusan'ın aldığı bir kararla tahttan indirilen Abdülhamid'in yerine kardeşi V. Mehmed Reşad geçirildi.

Kaynaklar: [3]

Selanik Sürgünü ve Son Yıllar

Tahttan indirilişinin hemen ardından devlet tutuklusu sıfatıyla Selanik'e sürgün edilen Abdülhamid, 1912'de Balkan Savaşları (bkz. Balkan Savaşları) sırasında kentin Yunan kuvvetlerinin eline geçmesi üzerine yeniden İstanbul'a getirildi ve Beylerbeyi Sarayı'nda göz hapsinde tutuldu. Yaşamının bu son evresinde büyük ölçüde okumaya, marangozlukla uğraşmaya ve anılarını kaleme almaya yönelen Abdülhamid, 10 Şubat 1918'de Beylerbeyi Sarayı'nda hayatını kaybetti; ölümü, I. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden yalnızca birkaç ay önce gerçekleşti ve imparatorluğun son büyük hükümdarlarından birinin de bu çöküşü görmeden hayata veda etmesi anlamına geldi.

Kaynaklar: [3]

Tartışma: "Ulu Hakan" mı, Müstebit mi?

II. Abdülhamid'in tarihsel mirası, Türkiye'de bugün de canlı bir tartışma konusudur. Bir görüş, onu "Ulu Hakan" olarak niteleyip Hicaz Demiryolu, Darülfünun'un yeniden yapılandırılması, kız çocukları için okulların açılması ve dikkatli denge diplomasisiyle imparatorluğu dağılmaktan koruyan basiretli bir devlet adamı olarak sunar; bu yaklaşım özellikle son yıllarda popüler kültürde (televizyon dizileri, popüler tarih yayınları) yeniden güç kazanmıştır. Buna karşılık eleştirel tarih yazımı, otuz yıl süren istibdat rejimini, Yıldız İstihbarat Teşkilatı'nın geniş hafiye-jurnalcı ağını, basın sansürünü ve meşrutiyetin uzun süre askıya alınmasını merkeze koyarak dönemi bir özgürlük kısıtlaması çağı olarak değerlendirir. Güncel tarih yazımında bu iki yaklaşım arasındaki gerilim çözülmüş değildir; aynı dönem, kimi araştırmacılarca modernleşme başarısı, kimilerince siyasi baskı dönemi olarak öne çıkarılmaya devam eder.

Kaynaklar:

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Vikipedi — "Yıldız İstihbarat Teşkilatı"

    Hafiye teşkilatının kuruluşu ve işleyişi.

  2. Wikipedia (İngilizce) — Hejaz railway

    Hicaz Demiryolu'nun inşası, finansmanı ve Pan-İslamist amacı.

  3. Wikipedia (İngilizce) — 31 March incident

    31 Mart Vakası ve Abdülhamid'in tahttan indirilişi.

  4. New World Encyclopedia — "Abdul Hamid II"

    Dış politika, Almanya'ya yönelim, eğitim reformları.

  5. Academia.edu — "Reforms in the Field of Education During the Period of Sultan Abdulhamid II"

    Darülfünun ve eğitim reformlarının kapsamı.

  6. Britannica — "Midhat Pasha"

    Midhat Paşa'nın anayasa mimarlığı, yargılanması ve Taif'teki ölümü.

  7. Wikipedia (İngilizce) — Greco-Turkish War (1897)

    1897 savaşının askeri seyri ve diplomatik sonucu.

  8. Wikipedia (İngilizce) — Ottoman Public Debt Administration

    Düyun-ı Umumiye İdaresi'nin kuruluşu ve işleyişi.

  9. History of Istanbul — "The Friday Public Processions"

    Yıldız Sarayı'na yerleşme nedeni ve Cuma selamlık töreni.

Sık Sorulan Sorular

II. Abdülhamid'in dedektif roman merakı ne kadar ciddiydi?

Abdülhamid, döneminin en tutkulu polisiye roman okurlarından biriydi; Yıldız Sarayı'ndaki yaklaşık 10.000 ciltlik kütüphanesinin 2.000 kadarı dedektif romanıydı. Özellikle Sherlock Holmes ve Arsène Lupin hikâyelerine düşkündü, bu eserlerin özel çevirilerini yaptırır ve geceleri uyumadan önce kendisine polisiye roman okunmasını isterdi.

Abdülhamid'in tahttan indirilmesinde kullanılan fetva tartışmasız mıydı?

Hayır. Meclis'in istediği hal' (tahttan indirme) fetvasını imzalaması istenen dönemin Şeyhülislamı Mehmed Ziyaeddin Efendi, Abdülhamid'i dini kitapları yaktırmak ve hazineyi israf etmekle suçlayan metni önce hastalığını bahane ederek imzalamak istemedi; İttihat ve Terakki'nin baskısıyla meclise getirilip fetvayı imzalamak zorunda bırakıldığı, dönemin kaynaklarında aktarılır. Fetvanın taslağını hazırlayan isim ise sonradan ünlü Kur'an tefsiriyle tanınacak olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'dı.

Abdülhamid'in yerine geçen V. Mehmed Reşad kimdi?

V. Mehmed Reşad, Abdülhamid'in kardeşi olup tahta çıktığında 64 yaşındaydı ve önceki otuz yılını Abdülhamid'in şüpheciliği nedeniyle sarayda gözetim altında, siyasetten tamamen uzak biçimde geçirmişti. Bu yüzden tahta çıkışında devlet yönetimi konusunda deneyimsizdi ve saltanatı boyunca büyük ölçüde İttihat ve Terakki'nin yönlendirmesiyle hareket eden sembolik bir hükümdar olarak kaldı.