KrallıkOrta Çağ

Fransa Krallığı

DönemMS 843 – 1792
BölgeFransa
BaşkentParis
Versay Sarayı'nın bahçe cephesi, Su Parterresi'nden görünüm. XIV. Louis döneminde inşa edilen saray, Bourbon mutlak monarşisinin simgesi haline geldi.

Günümüz fotoğrafıVersay Sarayı'nın bahçe cephesi, Su Parterresi'nden görünüm. XIV. Louis döneminde inşa edilen saray, Bourbon mutlak monarşisinin simgesi haline geldi.DiscoA340 (fotoğraf), Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

İçindekiler

Genel Bakış

Fransa Krallığı, 843'teki Verdun Antlaşması'yla Şarlman'ın imparatorluğunun Batı Frank kısmının ayrılmasıyla doğdu; Kapetler, Valoislar ve Bourbonlar gibi art arda gelen hanedanlarla dokuz asra yakın süren bu krallık, 1792'de devrimle sona erene kadar Avrupa siyasetinin en etkili güçlerinden biri oldu. Bu madde özellikle krallığın Kapet döneminden Bourbon mutlakiyetçiliğine uzanan iç siyasi dönüşümüne odaklanır; Yüzyıl Savaşları'nın muharebe ayrıntıları Yüzyıl Savaşları maddesinde, 1789 sonrası devrim süreci de Fransız Devrimi maddesinde ayrıca ele alınır.

Kaynaklar: [1]

Kapetler: Zayıf Başlangıçtan Güçlü Krallığa (987-1314)

987'de Fransız soylularının kral seçtiği Hugh Capet, aslında güçsüz bir hükümdardı; yönetimi fiilen yalnızca Paris çevresindeki dar bir bölgeyle (Île-de-France) sınırlıydı ve çoğu dükü, kontu kendisinden çok daha zengin ve güçlüydü. Kapet hanedanının krallığı yüzyıllar boyunca babadan oğula kesintisiz aktarabilmesi -dönem için alışılmadık bir istikrar- otoritenin yavaş yavaş güçlenmesinin temelini attı. II. Philip (Philip Augustus, 1180-1223), 1214'teki Bouvines Savaşı'nda İngiltere-Kutsal Roma-Flandre ittifakını yenerek Normandiya başta olmak üzere geniş toprakları krallığa kattı ve kendini ilk kez yalnızca 'Fransa Kralı' olarak andırdı. IV. Philip ('Güzel Philip', 1285-1314) kraliyet bürokrasisini ve hukuk sistemini güçlendirirken Papalık ile de sert bir güç mücadelesine girdi. Ancak 1328'de doğrudan Kapet erkek soyu tükenince taht Valois koluna geçti; bu veraset krizinin İngiltere ile nasıl bir asrı aşan savaşa dönüştüğü Yüzyıl Savaşları maddesinde ayrıntılı anlatılıyor. Bu dönemin en tanınan hükümdarı, torunları IX. Louis'ydi (1226-1270): Yedinci ve Sekizinci Haçlı Seferleri'ne bizzat katılan, ilkinde Mısır'da esir düşüp fidyeyle kurtulan, ikincisinde ise Tunus'ta vebadan ölen Louis, adaletli yargılamalarıyla (rivayete göre bir meşe ağacının altında bizzat halkın davalarını dinlerdi) öylesine ün kazandı ki 1297'de Papa VIII. Boniface tarafından aziz ilan edildi -Fransa tahtına oturmuş tek kanonize kral. Onun mirası, kraliyetin yalnızca askeri güçle değil, adalet ve dindarlıkla da meşruiyet kazanabileceği fikrini güçlendirdi.

Kaynaklar: [1]

Din Savaşları: Katolikler ve Huguenotlar (1562-1598)

16. yüzyılın ikinci yarısında Fransa, Katolikler ile Protestan Huguenotlar arasında sekiz ayrı savaş dalgası halinde süren kanlı bir iç çatışmaya sürüklendi. En karanlık anı, Ağustos 1572'deki Aziz Bartelmi Katliamı'ydı: bir Huguenot düğünü vesilesiyle Paris'te toplanmış olan binlerce Protestan birkaç gün içinde katledildi; katliam taşraya da yayılarak toplam ölü sayısının onlarca bine ulaştığı tahmin edilir. Çatışmalar, 1580'lerin sonunda taç için birbiriyle de yarışan üç Henry'nin (Kral III. Henry, Guise Dükü Henry, Navarralı Henry) mücadelesiyle doruğa ulaştı; Guise Dükü 1588'de, Kral III. Henry de 1589'da suikaste kurban gitti. Kraliyet, artık tek erkek varis kalan Protestan Navarralı Henry'ye geçti; ancak Katolik çoğunluğu olan Paris'i ancak Katolikliğe geçerek kontrol altına alabileceğini gören IV. Henry, 1593'te dinini değiştirdi. 1598'de ilan ettiği Nantes Fermanı, Huguenotlara sınırlı ama güvenceli bir ibadet ve sivil eşitlik hakkı tanıyarak otuz yılı aşkın iç savaşı sona erdirdi.

Kaynaklar: [1]

Tartışma: "Paris Bir Ayine Değer" Sözü Gerçek mi?

IV. Henry'ye atfedilen 'Paris bir ayine değer' (Paris vaut bien une messe) sözü, dönemin hiçbir çağdaş kaynağında geçmez ve büyük olasılıkla uydurmadır. İfadenin en eski izine, olaydan otuz yıl sonra, 1622'de yayımlanan anonim bir eserde -üstelik kralın kendisine değil, danışmanı Sully'ye atfedilerek- rastlanır. Sözün gerçekliği şüpheli olsa da, arkasındaki mantık Henry'nin gerçek tutumunu iyi özetler: din değiştirmenin, ülkeyi birleştirmenin ve başkenti ele geçirmenin bedeli olarak görülebileceği fikri, kralın 1593'teki kararının ardındaki siyasi hesaplaşmayla tutarlıdır.

Kaynaklar: [4]

Richelieu ve Merkezi Devletin İnşası

XIII. Louis döneminde (1610-1643) fiilen devleti yöneten Kardinal Richelieu, kraliyet otoritesini merkezileştirmeyi devlet politikasının temeline oturttu. Huguenotların -Nantes Fermanı'nın tanıdığı haklara ek olarak- ellerinde tuttukları silahlı kaleler ve özerk siyasi güç, merkezi otoriteye rakip bir 'devlet içinde devlet' oluşturuyordu; Richelieu, 1627-28'deki uzun La Rochelle Kuşatması'yla bu Huguenot kalesini düşürerek Protestanların dini haklarını korurken siyasi-askeri özerkliklerine son verdi. Richelieu ayrıca taşra soylularının özel ordularını ve kalelerini sınırlandırdı, kraliyet bürokrasisini taşraya kadar genişletti ve dışarıda Otuz Yıl Savaşları'nda Habsburg gücünü dengelemeye çalıştı. Bu merkezileştirme mirası, kendisinden sonra gelecek mutlak monarşinin zeminini hazırladı.

Kaynaklar: [1]

Fronde İsyanları ve Genç Kralın Travması

Richelieu ve XIII. Louis'nin art arda 1642-43'te ölmesiyle tahta henüz dört yaşındaki XIV. Louis geçti; naipliği üstlenen annesi Anne d'Autriche ve başbakan Kardinal Mazarin'in merkezileştirme politikalarına karşı 1648-1653 arasında 'Fronde' adı verilen bir dizi soylu ve halk isyanı patlak verdi. İsyancılar zaman zaman genç kralı Paris'ten kaçmaya bile zorladı. Bu çocukluk travmasının, Louis'de Paris'e ve başkentteki tahmin edilemez soylu kalabalığına karşı kalıcı bir güvensizlik yarattığı düşünülür; yetişkinliğinde sarayını kasıtlı olarak Paris'ten uzağa, Versay'a taşımasının kökeninde bu deneyimin payı olduğu sıklıkla ileri sürülür.

Kaynaklar: [1]

XIV. Louis: Mutlak Monarşi ve Versay

1661'de Mazarin'in ölümüyle fiilen tek başına yönetmeye başlayan XIV. Louis, hiçbir başbakan atamayarak mutlak monarşiyi kurumsallaştırdı. Versay'daki sarayını, soyluları günlük törenlere ve karmaşık bir görgü kuralları sistemine bağlayarak siyasi bir kontrol aracına dönüştürdü: yalnızca kral ve kraliçe kolçaklı bir koltukta (fauteuil) oturabilir, en yüksek rütbeli düşesler bile arkalıksız bir taburede ('droit du tabouret') oturma ayrıcalığına sahip olabilirdi, geri kalan herkes saatlerce ayakta beklemek zorundaydı. Her sabah yüze yakın soylu, kralın 'lever' (uyanma) törenine katılıp gömleğini krala uzatma onurunu kapmak için sıraya girerdi; Louis bu ritüelleri, soyluları birbirine karşı kışkırtıp saraya bağımlı kılarak taşrada bağımsız bir güç üssü kurmalarını engellemek için bilinçli bir araç olarak kullanıyordu. Dışarıda sürekli savaşlar yürüten Louis, 1685'te Nantes Fermanı'nı kaldırarak Protestanlığı fiilen yasakladı; bunun üzerine tahminen 150-300 bin Huguenot -çoğu vasıflı zanaatkâr ve tüccar- Fransa'yı terk ederek komşu Protestan ülkelere yerleşti, bu da Fransız ekonomisine ciddi bir yetenek kaybı olarak yansıdı. Ekonomide Maliye Bakanı Jean-Baptiste Colbert, merkantilist bir politika izleyerek devlet destekli manüfaktürler (özellikle Gobelins halı ve Lyon ipek atölyeleri) kurdu, ithalatı sınırlayan gümrük tarifeleri koydu ve Fransız ticaret filosunu büyüterek krallığın ekonomik özerkliğini güçlendirmeye çalıştı; ancak Louis'nin sürekli savaşlarının maliyeti, bu ekonomik kazanımların büyük bölümünü zamanla eritti.

Kaynaklar: [1] [3]

Tartışma: "Devlet Benim" Sözünü Gerçekten Söyledi mi?

XIV. Louis'ye atfedilen 'Devlet benim' (L'État, c'est moi) sözü, tarihçiler arasında neredeyse kesin biçimde uydurma kabul edilir. İfade hiçbir çağdaş kayıtta, ne parlamento tutanaklarında ne saray günlüklerinde geçer; ilk kez 19. yüzyıl tarihçisi Pierre-Étienne Lémontey'nin yazılarında ortaya çıkar ve o dönemde bile sahteliği tartışılmıştır. Üstelik sözün Louis'nin gerçek yaklaşımını yansıttığı da şüphelidir: ölüm döşeğinde söylediği aktarılan 'Ben ölüyorum, ama devlet her zaman kalacak' (Je meurs, mais l'État demeurera toujours) sözü, tam tersi bir anlayışı -kralın kişisel olarak değil bir kurumun parçası olarak devleti temsil ettiği fikrini- yansıtır. 'Devlet benim' sözünün yaygınlaşması, muhtemelen Louis'nin mutlakiyetçiliğini eleştirmek isteyen siyasi rakiplerinin elinde şekillenmiş bir efsanedir.

Kaynaklar: [2]

XV. Louis Dönemi: Gerileme ve Kaybedilen İmparatorluk

XIV. Louis'nin 1715'teki ölümünün ardından tahta geçen torunu XV. Louis döneminde, krallığın uluslararası konumu belirgin biçimde geriledi. 1756-1763 Yedi Yıl Savaşları'nda İngiltere'ye karşı hem Avrupa'da hem denizaşırı cephelerde ağır yenilgiler alan Fransa, 1763 Paris Antlaşması'yla Kuzey Amerika'daki Yeni Fransa'sının (bugünkü Kanada'nın büyük bölümü) neredeyse tamamını İngiltere'ye bırakmak zorunda kaldı; bu kayıp, krallığın küresel prestijine ağır bir darbe vurdu. İçeride ise savaş borçları ve saray masrafları hazineyi giderek daha derin bir mali krize sürükledi; vergi sisteminin soylu ve din adamı sınıflarını büyük ölçüde muaf tutan yapısı, bu krizin adil biçimde çözülmesini de imkânsız kılıyordu.

Kaynaklar: [1]

XVI. Louis ve Devrimin Eşiği

1774'te tahta çıkan XVI. Louis, devraldığı mali krizi çözmek için art arda maliye bakanları atadı, ancak soylu ve din adamı sınıflarının vergi ayrıcalıklarından vazgeçmeyi reddetmesi her reform girişimini boşa çıkardı. Fransa'nın 1778'de Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nda İngiltere'ye karşı verdiği maliyetli askeri destek, zaten kırılgan olan hazineyi iflasın eşiğine getirdi. 1789 baharında, 175 yıl aradan sonra ilk kez toplanan Etats Généraux (Genel Meclis) ile başlayan süreç, birkaç ay içinde krallığın kendisini de sorgulayan bir devrime dönüştü; bu sürecin -Bastille'in düşüşünden XVI. Louis'nin idamına kadar- ayrıntıları Fransız Devrimi maddesinde anlatılıyor.

Kaynaklar: [1]

Miras

Fransa Krallığı resmen 1792'de sona erse de, mirası doğrudan sona ermedi. Kapetlerden Bourbonlara uzanan merkezi bürokrasi ve idari il modeli, devrim ve Napolyon dönemlerinde yeniden şekillenerek modern Fransız merkezi devlet geleneğinin temelini oluşturdu. Versay Sarayı, günümüzde dünyanın en çok ziyaret edilen saray-müzelerinden biri olarak krallığın saray kültürünü ve barok-klasik mimari mirasını yaşatıyor. Fransızca, XIV. Louis döneminde kazandığı diplomatik ve kültürel prestijle 19. yüzyıla kadar Avrupa aristokrasisinin ortak dili olarak kaldı. Kraliyetin çöküşüne yol açan yapısal sorunlar -adaletsiz vergi sistemi, ayrıcalıklı sınıfların direnci, mali sürdürülemezlik- ise modern devletlerin vergi ve temsil ilişkisini tartışırken hâlâ sık başvurulan tarihsel bir örnek olarak okutuluyor. Napolyon Kanunu'nun temelini oluşturan merkezi hukuk anlayışı da köklerini büyük ölçüde kraliyet döneminin hukukçularından alır; böylece devrimle yıkılan kurum, kendisini yıkan yeni düzenin idari mimarisine dolaylı biçimde miras bırakmış oldu.

Kaynaklar: [1]

Kilit Olaylar Kronolojisi

  • Verdun Antlaşması ile Batı Frank Krallığı (Fransa'nın çekirdeği) doğdu.

  • Hugh Capet tahta çıkarak Kapet hanedanını kurdu.

  • Yüzyıl Savaşları İngiltere ile yürütüldü.

  • Nantes Fermanı Protestanlara hoşgörü tanıdı.

  • Saray resmen Versay'a taşındı.

  • Fransız Devrimi ile monarşi devrildi.

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia (İngilizce) — Kingdom of France

    Genel kronoloji: Kapetler, Din Savaşları, Richelieu, Fronde, Nantes Fermanı'nın kaldırılması, Yedi Yıl Savaşları.

  2. Wikipedia (İngilizce) — L'État, c'est moi

    'Devlet benim' sözünün uydurma olduğuna dair tarihyazımı incelemesi.

  3. History Skills — Versailles Court Etiquette

    Droit du tabouret, oturma hiyerarşisi ve 'lever du roi' töreninin ayrıntıları.

  4. Wikipédia (Fransızca) — Paris vaut bien une messe

    'Paris bir ayine değer' sözünün kaynak eleştirisi.

  5. Wikipedia (İngilizce) — Après moi, le déluge

    XV. Louis'ye atfedilen sözün kökeni ve güvenilirlik tartışması.

  6. Wikipedia (İngilizce) — Man in the Iron Mask

    Demir maskeli mahkûmun kimliği üzerine tarihçi tartışması.

Sık Sorulan Sorular

XV. Louis'nin 'Benden sonra tufan' sözü gerçek mi?

Bu söz de büyük olasılıkla uydurmadır ya da en azından yanlış kişiye atfedilmiştir. En yaygın rivayete göre, 1757'deki Rossbach Savaşı yenilgisinin ardından üzgün görünen krala metresi Madam de Pompadour'un söylediği 'Bizden sonra tufan' (Après nous, le déluge) sözü, zamanla kralın kendi sözüymüş gibi ve tekil hale getirilerek ('benden sonra') aktarılmıştır. İfadenin en eski yazılı izine ancak 1824'te, Pompadour'un oda hizmetçisinin anılarına yazılan bir önsözde rastlanır — olaydan yaklaşık yetmiş yıl sonra.

'Demir Maskeli Adam' gerçek bir kişi miydi?

Evet, gerçek bir mahkûmdu ama kimliği hâlâ tam olarak çözülememiştir. 1669'da 'Eustache Dauger' adıyla tutuklanan bu mahkûm, otuz dört yıl boyunca dört ayrı Fransız hapishanesinde -yüzü gerçekte kadifeden bir maskeyle örtülü biçimde; Alexandre Dumas'ın romanındaki 'demir maske' efsanesi sonradan eklenmiştir- tutuldu ve 1703'te Bastille'de öldü. Voltaire onun XIV. Louis'nin gayrimeşru ağabeyi olduğunu ileri sürdü, Dumas ise bunu kralın ikiz kardeşi efsanesine dönüştürdü; modern tarihçiler arasında en güçlü aday, kraliyetin bazı hassas sırlarına vâkıf sıradan bir hizmetkâr olan gerçek Eustache Dauger'dir, ama kesin bir sonuca hâlâ ulaşılamamıştır.

Kardinal Richelieu'nün siyaset dışında kalıcı bir kurumsal mirası var mı?

Evet — Richelieu, 1635'te Fransız dilinin kurallarını korumak ve sözlüğünü standartlaştırmak amacıyla Académie française'i (Fransız Akademisi) kurdu; kırk 'ölümsüz' üyeden oluşan bu kurum bugün hâlâ varlığını sürdürüyor ve Fransızcanın resmî sözlüğünü yayımlıyor. Richelieu ayrıca modern anlamda ilk resmî Fransız donanmasını güçlendirdi ve kraliyet matbaasını kurarak devletin doğrudan kontrolünde bir yayıncılık altyapısı oluşturdu; bu kurumsal reformlar onun yalnızca bir güç politikacısı değil, modern Fransız devlet aygıtının mimarlarından biri olarak da hatırlanmasını sağlar.