Genel Bakış
Endülüs Emevi Devleti, Emevi hanedanının bir kolunun 756'da İber Yarımadası'nda kurduğu ve Kurtuba'yı (Córdoba) Avrupa'nın en parlak İslam bilim ve kültür merkezlerinden birine dönüştürdüğü devlettir. Sekiz asra yakın süren İslam varlığı boyunca Endülüs, Müslüman, Hristiyan ve Yahudi toplulukların bir arada yaşadığı "convivencia" (birlikte yaşama) modeliyle hem övülür hem de bu övgünün ne ölçüde tarihsel gerçekliği yansıttığı konusunda modern tarihçiler arasında keskin bir tartışmaya konu olur.
Kaynaklar:
Bir Prensin Kaçışı: I. Abdurrahman ve Emirliğin Kuruluşu
Tarık bin Ziyad komutasındaki İslam orduları 711'de Cebelitarık Boğazı'nı geçerek Vizigot Krallığı'nı hızla fethetmişti; bu fetih, Emevi halifeliğinin en batı ucundaki eyaleti olarak yönetildi. 750'de Abbasilerin Emevi hanedanını kanlı bir ihtilalle devirip ailenin neredeyse tüm erkek üyelerini katletmesinin ardından, kaçmayı başaran genç prens I. Abdurrahman yıllar süren bir kaçış yolculuğunun sonunda 756'da İber Yarımadası'na ulaştı; burada yerel valilikleri kendi otoritesi altında birleştirerek bağımsız bir emirlik kurdu ve "Sığınan Şahin" (el-Dahil) lakabıyla anılan bu kuruluş öyküsü, Endülüs'ün kendine özgü siyasi kimliğinin de kurucu efsanesi haline geldi.
Kaynaklar:
III. Abdurrahman ve Halifelik İlanı
929'da III. Abdurrahman, kendini halife ilan ederek Endülüs'ü Bağdat'taki Abbasi halifeliğine resmen rakip ikinci bir İslam halifelik merkezine dönüştürdü; bu adım yalnızca dini değil, doğrudan siyasi bir meydan okumaydı ve Kuzey Afrika'daki rakip Fatımi halifeliğine (bkz. Fatımi Halifeliği) karşı da bir denge unsuru işlevi gördü. Bu dönemde Kurtuba, nüfusu yüz binleri bulan, döşeli sokakları, halka açık kütüphaneleri ve su kemerleriyle çağdaşı Avrupa şehirlerinin çoğunu geride bırakan, kıtanın en büyük ve en aydınlanmış kentlerinden biri haline geldi. III. Abdurrahman'ın oğlu ve halefi II. Hakem, sarayında 400.000 cildi bulduğu iddia edilen devasa bir kütüphane kurdurdu; modern tarihçiler bu rakamın tam olarak doğrulanamadığını ve muhtemelen abartılı olduğunu belirtse de, kütüphanenin kırk dört ciltlik bir kataloğa sahip olduğu ve yüzlerce kişiyi istihdam ettiği bilinmektedir -bu da dönemin Kurtuba'sının, çağdaşı hiçbir Avrupa başkentinde eşi bulunmayan bir bilgi birikimi merkezi olduğunu gösterir.
Kaynaklar: [7]
Convivencia: Bir Hoşgörü Efsanesi mi, Tarihsel Gerçeklik mi?
Amerikalı akademisyen María Rosa Menocal'ın 2002 tarihli "Dünyanın Süsü" adlı etkili kitabı, Endülüs'ü Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin -Batı tarihinde ender rastlanan bir hoşgörü kültürüyle- bir arada yaşadığı bir "altın çağ" olarak tanıttı ve bu anlatı popüler kültürde geniş yankı buldu. Ancak son yıllarda tarihçiler bu resmi ciddi biçimde sorguladı: eleştirmenler Menocal'ın anlatısının seçici olduğunu, dönemin mezhepsel gerilimlerini, gayrimüslimlere uygulanan cizye vergisini ve zaman zaman yaşanan şiddetli ayaklanmaları göz ardı ettiğini savunur; en çarpıcı örnek, 1066'da Gırnata'da bir kalabalığın Yahudi veziri Yusuf İbn Nagrila'yı çarmıha gerip kentteki binlerce Yahudiyi katlettiği pogromdur -bu olay, İspanya Yahudiliğinin "altın çağının" da fiilen sonu olarak anılır. Karşıt uçta yer alan Darío Fernández-Morera gibi araştırmacılar ise Endülüs'ün Hristiyan Avrupa'dan daha hoşgörülü değil, aksine daha baskıcı olduğunu iddia ederek tam ters bir aşırılığa savrulur. Bu tartışmanın orta noktasında duran çoğu tarihçi, convivencia'nın ne kesintisiz bir uyum ne de sürekli bir baskı olduğunu, dönemden döneme ve hükümdardan hükümdara büyük ölçüde değişen, karmaşık ve çelişkili bir birlikte yaşama biçimi olduğunu vurgular.
Kurtuba'nın Filozofları: İbn Rüşd ve Maimonides
İbn Rüşd (Averroes) ve Musa bin Meymun (Maimonides) gibi filozoflar Kurtuba'da yetişti; İbn Rüşd'ün Aristoteles'e (bkz. Aristoteles) yazdığı kapsamlı şerhler, Aristoteles'in eserlerinin Latinceye çevrilerek Hristiyan Avrupa'ya ulaşmasında ve Orta Çağ skolastik felsefesinin (Aquinas'lı Thomas dahil) şekillenmesinde doğrudan bir köprü işlevi gördü. Yahudi filozof ve hekim Maimonides ise Kurtuba'da doğdu, ancak 1148'de şehri ele geçiren daha katı Almohad hanedanının dini baskısı üzerine ailesiyle birlikte sürgüne çıkmak zorunda kaldı -bu da dönemin hoşgörüsünün istikrarsız ve hanedan değişimlerine bağlı olduğunun somut bir kanıtıdır.
Kaynaklar: [3]
Ziryab: Bağdat'tan Gelen Kültür Devrimi
822'de Kurtuba'ya yerleşen Bağdatlı müzisyen Ziryab, on yıl içinde koca bir uygarlığın gündelik alışkanlıklarını dönüştürdü; ud'a beşinci bir tel ekleyip kartal tüyünden bir mızrapla çalarak enstrümanı geliştirdi ve Avrupa'nın bilinen ilk konservatuvarını kurarak müzik eğitimini sistemleştirdi. Emir II. Abdurrahman'ın sarayına Bağdat'ın kültürel prestijini taşıması için davet edilen Ziryab, üç kaplık yemek servisini, mevsime göre kıyafet değiştirme geleneğini ve düzenli kişisel bakım alışkanlıklarını (diş macunu ve deodorant benzeri ürünler dahil) Endülüs'e -oradan da giderek Avrupa'ya- tanıttı; bugün "Avrupai" sayılan pek çok gündelik alışkanlığın kökeni, aslında bu tek adamın Bağdat'tan Kurtuba'ya taşıdığı kültürel mirasa dayanır.
Kaynaklar: [4]
Gündelik Yaşam ve Tarımsal Devrim
Kurtuba'da su kemerleri ve kanalizasyon sistemi, dönemin Avrupa şehirlerinde nadir görülen bir kentsel konfor sağlıyordu; şehir pazarlarında İslam dünyasının doğusundan gelen baharat ve kumaşlar Avrupa'nın diğer bölgeleriyle ticarete konu oluyordu. Endülüslü çiftçilerin geliştirdiği yeni sulama teknikleri ("acequia" kanalları), narenciye, pirinç, pamuk ve şeker kamışı gibi -o zamana kadar Avrupa'da bilinmeyen- ürünlerin yetiştirilmesini sağlayarak, tarih yazımında "Arap Tarım Devrimi" olarak anılan geniş çaplı bir ekonomik dönüşümü tetikledi. Endülüs aynı zamanda Avrupa'nın kağıt üretimiyle tanıştığı ilk topraklardan biri oldu: Çin'den Bağdat üzerinden İslam dünyasına ulaşan kağıt yapım tekniği, 1056'da Şatibe (bugünkü Xàtiva) kasabasında su gücüyle çalışan bir değirmende keten paçavralarından kağıt üretilmesiyle Avrupa kıtasına ilk kez ayak bastı; on ikinci yüzyıl coğrafyacısı İdrisi'nin "dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan" diye tarif ettiği bu kağıt, doğuya ve batıya ihraç edilerek Şatibe'nin adını yüzyıllarca kaliteli kağıtla özdeşleştirdi.
Kaynaklar: [8]
Son Kale: Gırnata Emirliği ve Elhamra
Endülüs'ün büyük çoğunluğu on üçüncü yüzyıl boyunca Hristiyan krallıkların eline geçerken, 1238'de Muhammed bin Yusuf İbn Ahmer (I. Muhammed) Gırnata merkezli Nasrid hanedanını kurarak Endülüs İslam varlığının son ve en uzun ömürlü kalesini oluşturdu. Kuruluşundan itibaren Kastilya kralına vergi ödeyen bir vasal konumunu kabul eden I. Muhammed, bu siyasi tavizle 250 yıl sürecek bir hayatta kalma stratejisi başlattı ve Sevilla, Valencia, Murcia gibi düşen şehirlerden gelen Müslüman mültecileri Gırnata'ya yerleştirerek emirliğin nüfusunu ve zenginliğini artırdı. Onun başlattığı Elhamra Sarayı inşaatı, torunları Yusuf I (1333-1354) ve özellikle Nasrid kültürünün doruk noktası sayılan Muhammed V (1354-1359, 1362-1391) dönemlerinde tamamlandı; sarayın ince oymalı alçı süslemeleri, geometrik mozaikleri ve su bahçeleri, İslam sanatının Avrupa'daki son büyük saray örneği olarak bugün de ayakta durmaktadır.
Kaynaklar: [5]
Gerileme ve Çöküş
III. Abdurrahman'ın torunu II. Hişam'ın 1009-1013 arasındaki kanlı iç savaşla fiilen çökmesinin ardından halifelik 1031'de resmen kaldırıldı ve Endülüs, birbiriyle rekabet eden onlarca küçük "taife" (mülûk et-tavâif) krallığına parçalandı. Bu güç boşluğundan yararlanan kuzeydeki Hristiyan krallıklar -özellikle Kastilya-León- taife hükümdarlarını "parias" adı verilen ağır yıllık haraçlar ödemeye zorladı; Toledo taifesi gibi zengin krallıklar bu haraçları ödeyebilmek için halkını daha da ağır vergilendirmek zorunda kaldı, bu da hazinelerini uzun vadede tüketti. 1085'te Kastilya kralı VI. Alfonso'nun Toledo'yu ilhak etmesi bir dönüm noktası oldu; kalan taife liderleri, çaresizlik içinde Kuzey Afrika'daki Murabıtlar hanedanından (Yusuf bin Taşfin) askeri yardım istemek zorunda kaldı ve bu davet, Endülüs'ün siyasi bağımsızlığının fiilen sona ermesinin de başlangıcı oldu. 1212'deki Las Navas de Tolosa yenilgisi, Endülüs'ün siyasi gücünün geri dönüşü olmayan biçimde gerilemesinin kesinleşmesiydi; bu tarihten sonra Hristiyan krallıkların "Reconquista" (Yeniden Fetih) ilerleyişi hızlandı ve Endülüs toprakları, güneydeki Gırnata Emirliği'ne kadar daraldı. 1492'de Gırnata'nın da düşmesiyle sekiz asırlık İslam varlığı sona erdi; ertesi yıllarda hem Müslümanlar hem Yahudiler İspanya'dan toplu halde sürüldü ya da zorla Hristiyanlaştırıldı.
Kaynaklar: [6]
Miras
Endülüs'ün mimari mirası -Kurtuba Ulu Camii'nin at nalı kemerleri, Gırnata'daki Elhamra Sarayı'nın zarif oymalı süslemeleri- bugün UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alarak milyonlarca ziyaretçi çekiyor. Endülüs üzerinden Avrupa'ya aktarılan Yunan felsefesi, matematik (Hint-Arap rakamları dahil) ve tıp bilgisi, Rönesans'ın entelektüel temellerinden birini oluşturdu; bu miras, Endülüs'ün hem kendi döneminin hem de sonraki Avrupa tarihinin şekillenmesinde oynadığı rolün kalıcı bir kanıtı olarak duruyor. Endülüs'ün adı, günümüzde de İspanyol dilinde ve kültüründe iz bırakmaya devam ediyor -flamenko müziğinin kökleri, İber Yarımadası'nın Arapça, Roman ve yerel Endülüs geleneklerinin uzun süreli kaynaşmasına kadar takip edilebilir; bu da devletin siyasi olarak ortadan kalkmasının ardından bile kültürel etkisinin nasıl kalıcılaştığını gösterir. Bugünkü İspanyolcada "aceite" (zeytinyağı), "almohada" (yastık) ve "alcalde" (belediye başkanı) gibi binlerce kelimenin Arapça kökenli olması, sekiz asırlık bu ortak yaşamın dilde bıraktığı en somut ve gündelik izlerden biridir.
Kaynaklar:
Kilit Olaylar Kronolojisi
Tarık bin Ziyad komutasındaki ordular İber Yarımadası'nı fethetti.
I. Abdurrahman, bağımsız Kurtuba Emirliği'ni kurdu.
III. Abdurrahman halifelik unvanını ilan etti.
Halifelik iç çekişmelerle dağılarak "Taife Krallıkları"na bölündü.
Las Navas de Tolosa yenilgisi gerilemeyi hızlandırdı.
Gırnata'nın düşmesiyle Endülüs'teki İslam siyasi varlığı sona erdi.
Kaynaklar ve ileri okuma
Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.
- Bleeding Heart Libertarians — "Convivencia, In My Dreams It Always Seems"
Menocal'ın 'Ornament of the World' tezi ve eleştirisi.
- The Postil Magazine — "Inventing The Fantasy Of The Convivencia In Al-Andalus"
Fernández-Morera'nın karşıt tezi ve tartışmanın iki ucu.
- Wikipedia — "Golden Age of Jewish culture in Spain"
Maimonides'in sürgünü ve Almohad dönemi baskısı.
- Wikipedia — "Ziryab"
Ziryab'ın Kurtuba'ya gelişi ve kültürel etkisi.
- Wikipedia — "Muhammad I of Granada"
Nasrid hanedanının kuruluşu ve Kastilya'ya vasallık ilişkisi.
- Wikipedia — "Taifa"
Halifeliğin 1031'de çöküşü, taife krallıkları ve parias haraç sistemi.
- Wikipedia — "Al-Hakam II"
II. Hakem'in kütüphanesi ve rakamın tarihsel tartışmalı doğası.
- History of Information — "Muhammad al-Idrisi Mentions the First Paper Mill at Xátiva"
Şatibe'deki 1056 tarihli ilk Avrupa kağıt değirmeni.
Görseller



Sık Sorulan Sorular
Endülüs'te 'Mozarab' kimdi?
Mozaraplar, Müslüman yönetimi altında yaşayan ama kendi Hristiyan dinini, dilini (bir Latin-Arapça karışımı olan Mozarabice) ve kilise geleneklerini koruyan Hristiyan topluluklardı; adları Arapça "müsta'rib" (Araplaşmış) kelimesinden türer. Zamanla Arapçayı günlük dil olarak benimsemelerine rağmen dini kimliklerini sürdürmeleri, Endülüs toplumunun kültürel melezliğinin en somut kanıtlarından biridir.
Kurtuba Ulu Camii bugün ne olarak kullanılıyor?
1236'da Kurtuba Hristiyan kuvvetlerince ele geçirildikten sonra cami bir katedrale dönüştürüldü; ancak yapının özgün İslam mimarisi -kırmızı-beyaz çift renkli at nalı kemerleri- büyük ölçüde korundu ve on altıncı yüzyılda yapının ortasına bir Rönesans katedrali inşa edildi. Bugün resmî adıyla "Kurtuba Katedrali-Camii" olarak anılan yapı, hem İslam hem Hristiyan mimarisinin aynı bina içinde iç içe geçtiği, dünyada eşi az bulunan bir mimari anıt olarak ziyarete açık.
Endülüs'ten kovulan Müslüman ve Yahudiler nereye gitti?
1492'de kovulan Yahudilerin büyük bölümü, dönemin hoşgörülü bir sığınak sunan Osmanlı İmparatorluğu'na (bkz. [[osmanli]]) yerleşti; Sultan II. Bayezid, donanmasını Yahudi mültecileri taşımak üzere bizzat İspanya'ya gönderdi ve vali ve yöneticilerine onları iyi karşılamaları için ferman yolladı; kendisine atfedilen "Ferdinand'ı kendi ülkesini yoksullaştırıp benimkini zenginleştiren bir kral" diye andığı ünlü söz ise, aslında dönemin İstanbul saray çevrelerinde dolaşan bir görüşün sonradan doğrudan sultana mal edilmiş bir rivayeti olabilir. Müslümanların (Moriskoların) bir kısmı 1609'daki toplu sürgüne kadar gizlice İspanya'da kalmayı sürdürdü, sürgün edilenlerin çoğu ise Kuzey Afrika'ya yerleşti.
