FilozofAntik Çağ

Aristoteles

Yaşadığı DönemMÖ 384 – MÖ 322
Doğum YeriStagira, Makedonya
AlanFelsefe, Mantık, Doğa Bilimleri
Kurduğu OkulLykeion (MÖ 335)
Aristoteles büstü; Lysippos'un MÖ 330 dolayındaki bronz orijinalinin Roma dönemi mermer kopyası (pelerin sonradan eklenmiştir). Palazzo Altemps, Roma Ulusal Müzesi.

Antik büstAristoteles büstü; Lysippos'un MÖ 330 dolayındaki bronz orijinalinin Roma dönemi mermer kopyası (pelerin sonradan eklenmiştir). Palazzo Altemps, Roma Ulusal Müzesi.Jastrow (fotoğraf), Wikimedia Commons (CC0)

İçindekiler

Genel Bakış

Aristoteles (MÖ 384 – MÖ 322), Kuzey Yunanistan'daki Stageira'da doğdu; babası Nikomakhos, Makedonya sarayının hekimiydi. On yedi yaşında Atina'ya gelerek Platon'un Akademia'sına girdi ve yaklaşık yirmi yıl burada kaldı. Platon'un ölümünden sonra Atina'dan ayrıldı, bir süre Assos ve Midilli'de doğa araştırmaları yaptı, MÖ 343'te Makedonya kralı II. Philippos tarafından oğlu İskender'in eğitimi için çağrıldı. MÖ 335'te Atina'ya dönerek kendi okulu Lykeion'u kurdu; ders verirken yürüme alışkanlığı nedeniyle okuluna "Peripatos" (gezinti yolu) okulu da denir. Aristoteles'in ayırt edici yanı, felsefeyi tek bir sistem olarak değil, her biri kendi yöntemi ve konusu olan ayrı disiplinlere bölerek ele almasıdır: mantık, fizik, biyoloji, psikoloji, metafizik, etik, siyaset, retorik ve poetika. Bu bölümleme, üniversite müfredatının bugünkü yapısının uzak atası sayılır. Yaklaşık iki yüz eserinden günümüze ancak otuz kadarı ulaştı; kayıp olanların çoğu, geniş okur kitlesi için kaleme alınmış cilalı diyaloglardı, elimizde kalanlarsa büyük ölçüde okul içi ders notlarıydı.

Kaynaklar:

Mantık ve Bilim Anlayışı

Aristoteles, biçimsel mantığı bir disiplin olarak kuran kişidir; "Organon" (Alet) adıyla derlenen mantık yazıları, iki bin yıl boyunca alanın tek çerçevesi olarak kaldı. Merkezinde kıyas (syllogismos) bulunur: iki öncülden zorunlu olarak çıkan sonuç. "Bütün insanlar ölümlüdür; Sokrates insandır; öyleyse Sokrates ölümlüdür" örneği bu yapıyı gösterir. Aristoteles ayrıca geçerli çıkarım biçimlerini sınıflandırmış, tanım ve kategori kuramı geliştirmiştir. "İkinci Analitikler"de bilimsel bilginin ne olduğunu tartışır: bir şeyi bilmek, onun nedenini bilmektir; bilim, kanıtlanamayan ama kendiliğinden apaçık ilkelerden başlayarak kanıtlamayla ilerler. Bu model, aksiyomatik bilim anlayışının erken formülasyonudur. Mantığın 19. yüzyıla kadar Aristotelesçi kalması, Kant'ın 'Saf Aklın Eleştirisi' adlı eserinin ikinci baskısına (1787) yazdığı önsözde dile getirdiği -mantığın Aristoteles'ten bu yana 'tek bir adım bile ilerleyemediği' yönündeki- ünlü sözünde ifadesini bulur; bu durum ancak Frege ve Russell'ın modern sembolik mantığıyla değişti.

Kaynaklar: [4]

Doğa Felsefesi ve Dört Neden

Aristoteles, Platon'un İdealar kuramını reddetti: bir şeyin özü, ondan ayrı bir alanda değil, şeyin kendisindedir. Her tekil varlık, madde (hyle) ile biçimin (morphe) birleşimidir — bu görüşe hilomorfizm denir. Değişimi açıklamak için olanak (dynamis) ve gerçeklik (energeia) ayrımını kullanır: meşe palamudu, olanak hâlinde meşe ağacıdır. Bir şeyi tam olarak açıklamak için dört nedenin verilmesi gerekir: maddi neden (neyden yapıldığı), formel neden (ne olduğu), fail neden (onu ne yaptığı) ve ereksel neden (ne için olduğu). Bu sonuncusu, doğayı amaçlılık üzerinden okuyan teleolojik anlayışın temelidir ve modern bilimin en açık biçimde terk ettiği Aristotelesçi öğedir. Fizik alanındaki bazı görüşleri — ağır cisimlerin daha hızlı düştüğü, boşluğun imkânsızlığı, yeryüzü merkezli evren — Galileo ve Newton'la birlikte çürütülmüştür; buna karşın biyoloji alanındaki gözlemleri son derece isabetliydi. Midilli'deki bir yayın balığı türünde yumurtaları dişinin değil erkek bireyin günlerce koruduğu yönündeki gözlemi, ancak 1890'da İsviçreli-Amerikalı doğa bilimci Louis Agassiz tarafından doğrulanabildi. Charles Darwin, 1882'de -Aristoteles'in "Hayvanların Bölümleri" adlı eserini çeviren William Ogle'a yazdığı bir mektupta- "Linnaeus ve Cuvier benim iki tanrım oldu, çok farklı biçimlerde de olsa, ama onlar bile yaşlı Aristoteles'in yanında sadece okul çocuğuydu" diyerek hayranlığını dile getirmiştir.

Kaynaklar: [2] [3]

Nikomakhos'a Etik

Aristoteles'in etik anlayışı, "insan için en yüksek iyi nedir?" sorusuyla başlar ve yanıtı "eudaimonia" olarak verir — genellikle "mutluluk" diye çevrilse de daha doğru karşılığı "iyi yaşayıp iyi eylemek", yani insana özgü yetilerin en iyi biçimde gerçekleştirildiği bir yaşamdır. Erdem, iki aşırılık arasındaki orta yoldur: cesaret, korkaklık ile atılganlık arasında; cömertlik, cimrilik ile savurganlık arasında bulunur. Ancak bu "altın orta", herkes için sabit bir aritmetik ortalama değil, duruma ve kişiye göre belirlenen bir dengedir; onu bulmayı sağlayan yeti pratik bilgeliktir (phronesis). Aristoteles için erdem bir bilgi değil bir alışkanlıktır: "adil davranarak adil oluruz." Bu nedenle etik eğitimi, kural öğretmekten çok karakter terbiyesidir. Eserin son bölümlerinde dostluk üzerine yazdıkları — yarara, hazza ve erdeme dayalı üç dostluk türü ayrımı — antik etiğin en ayrıntılı çözümlemelerinden biridir. Aristoteles, Sokrates'in 'kimse bile bile kötülük yapmaz, kötülük yalnızca bilgisizlikten doğar' görüşüne de itiraz eder; 'akrasia' (irade zayıflığı) adını verdiği bir durumla, insanın doğru olanı bilip yine de arzularına yenilerek tersini yapabileceğini kabul eder -örneğin bir kişi aşırı yemenin zararlı olduğunu bilse de yine de aşırı yiyebilir. Bu gözlem, Aristoteles'in insan psikolojisine Platon'dan çok daha gerçekçi ve ampirik bir gözle baktığını gösterir.

Kaynaklar:

Siyaset ve Poetika

"Politika" adlı eseri, insanı "doğası gereği siyasal bir canlı" (zoon politikon) olarak tanımlayan ünlü cümlesiyle bilinir: insan ancak bir toplulukta, ortak yasa ve tartışma içinde tam olarak insan olabilir. Aristoteles yüz elliye yakın site anayasasını öğrencileriyle birlikte derleyerek karşılaştırmalı bir yöntem kullandı; yönetim biçimlerini yönetenlerin sayısına ve ortak yarar gözetip gözetmediğine göre sınıflandırdı. Aşırı zenginlik ve yoksulluğun siyasal istikrarsızlık ürettiğini, geniş bir orta sınıfın en dayanıklı düzeni sağladığını savundu. Öte yandan kölelik hakkındaki görüşleri ve kadınların yönetime katılımına ilişkin yargıları, dönemin toplumsal düzenini doğallaştıran ve bugün açıkça reddedilen görüşlerdir. "Poetika" ise trajedi kuramıyla edebiyat eleştirisinin kurucu metni oldu: olay örgüsünün önceliği, karakterin tanınma (anagnorisis) ve talih dönüşü (peripeteia) anları ve seyircide uyanan acıma ile korkunun arınması (katharsis) kavramları, tiyatro kuramında yüzyıllarca tartışıldı. Aristoteles, üç 'iyi' yönetim biçimini (krallık, aristokrasi, politeia) bunların yozlaşmış karşılıklarıyla (tiranlık, oligarşi, demokrasi -kendisi için bu son terim de olumsuz bir anlam taşırdı) karşılaştırdı; ona göre pratikte en istikrarlı düzen, saf bir ideal değil, oligarşi ile demokrasinin unsurlarını dengeleyen karma bir 'politeia' rejimiydi.

Kaynaklar:

Lykeion: İlk Araştırma Kurumu

Aristoteles'in MÖ 335'te kurduğu Lykeion, yalnızca bir felsefe okulu değil, tarihin ilk sistematik araştırma kurumlarından biri sayılır. Okulda bir kütüphane, haritalar ve -özellikle biyoloji araştırmaları için- bir doğal tarih koleksiyonu oluşturulduğu düşünülür; öğrenciler onun gözetiminde yüz elliye yakın site anayasasını derleyip karşılaştırdı. Romalı doğa tarihçisi Plinius, yüzyıllar sonra yazdığı 'Naturalis Historia' adlı eserinde, eski öğrencisi Büyük İskender'in Asya ve Yunanistan'daki binlerce avcı, kuşçu ve balıkçıya Aristoteles'in emirlerine uymalarını, karşılaştıkları her türlü canlıyı ona bildirmelerini buyurduğunu iddia eder. Ancak Plinius, Aristoteles'ten dört asır sonra yaşamış, kaynaklarını nadiren sorgulayan bir yazardı; bu yüzden modern araştırmacılar bu ayrıntılı iddiayı doğrulanamamış, muhtemelen abartılı bir rivayet olarak değerlendiriyor -İskender'in bir tür destek sağlamış olması akla yatkın olsa da, Plinius'un anlattığı ölçekte bir 'imparatorluk çapında örnek toplama ağı' kanıtlanamıyor. Aristoteles'in ölümünden sonra okulun başına öğrencisi Theophrastos geçti; o da botanik alanında benzer bir sistematik gözlem geleneğini sürdürdü.

Kaynaklar:

Aktarımı ve Etkisi

Aristoteles MÖ 322'de, Büyük İskender'in ölümünün ardından Atina'da yükselen Makedonya karşıtlığı nedeniyle kentten ayrılıp Khalkis'e çekildikten kısa süre sonra öldü. Elimizdeki metinler yayımlanmak için yazılmış incelemeler değil, büyük olasılıkla ders notlarıdır; bu, üsluplarının yoğun ve sıkışık olmasını açıklar. Yapıtları Roma döneminde derlendi, ancak asıl sürekliliği Doğu'da buldu: Süryani ve Arapça çevirilerle İslam dünyasına geçti, Kindî, Fârâbî, İbn Sina ve özellikle ayrıntılı şerhleri nedeniyle "Şârih" diye anılan İbn Rüşd tarafından yorumlandı. 12.–13. yüzyıllarda bu metinler Arapçadan ve Yunanca asıllarından Latinceye çevrildi ve Batı Avrupa'da büyük bir entelektüel altüst oluşa yol açtı. Thomas Aquinas, Aristoteles felsefesiyle Hristiyan teolojisini uzlaştıran sentezi kurdu ve Aristoteles skolastik düşüncede yalnızca "Filozof" diye anılır oldu. Otoritesi Bilimsel Devrim'le sarsıldı; ancak 20. yüzyılda etik alanında güçlü bir dönüş yaşandı: Elizabeth Anscombe ve Alasdair MacIntyre'ın öncülüğündeki erdem etiği, Aristotelesçi karakter anlayışını çağdaş ahlak felsefesinin ana akımlarından biri hâline getirdi.

Kaynaklar: [1]

Tartışma: Elimizdeki Metinler Neden Ders Notu Gibi Okunuyor?

Aristoteles'in bize ulaşan metinlerinin yoğun, kopuk ve zaman zaman tekrarlı üslubunun kökeninde, coğrafyacı Strabon ve Plutarkhos'un aktardığı olağanüstü bir kurtarılma öyküsü yatar. Aristoteles'in kişisel kütüphanesi, öğrencisi Theophrastos'tan sonra Skepsis'teki (bugünkü Türkiye) bir aileye miras kaldı; bu aile, kitap toplayan Bergama krallarının elinden kaçırmak için koleksiyonu toprağın altına, bir mahzene gizledi. Yüzyıllar süren nem ve güve tahribatının ardından, MÖ 1. yüzyılda kitap düşkünü (ama filozof olmayan) Apellikon adlı zengin bir koleksiyoncu yazmaları satın aldı ve onarmaya çalıştı; ne var ki eksik parçaları kendi tahminleriyle doldurarak hatalarla dolu bir kopya üretti. MÖ 84'te Roma'yı ele geçiren general Sulla, Apellikon'un kütüphanesini savaş ganimeti olarak Roma'ya taşıdı; burada dilbilimci Tyrannion'un çıkardığı kopyalar üzerinden filozof Rodoslu Andronikos, metinleri ilk kez sistematik biçimde düzenleyip yayımladı. Bugün okuduğumuz 'Aristoteles külliyatı', büyük ölçüde bu yüzyıllarca gecikmiş, hasarlı ve amatörce onarılmış kurtarma operasyonunun ürünüdür — filozofun bizzat yayımlamak için kaleme aldığı cilalı eserler değil; o cilalı eserler (diyaloglar) ise tamamen kayıptır.

Kaynaklar: [1]

Başlıca Eserleri

  • OrganonMantık

    Kıyas mantığının sistematik ilk sunumu.

  • Nikomakhos'a EtikEtik

    "Altın orta" ve erdem etiğinin temel metni.

  • PolitikaSiyaset

    Şehir devletlerinin karşılaştırmalı analizi.

  • PoetikaSanat Teorisi

    Tragedya ve edebiyat eleştirisinin kurucu metni.

Kilit Olaylar Kronolojisi

  • Stageira'da doğdu.

  • Atina'ya gelip Platon'un Akademia'sına katıldı.

  • Makedonya'da İskender'in eğitmeni oldu.

  • Atina'da Lykeion okulunu kurdu.

  • İskender'in ölümü üzerine Atina'dan ayrıldı.

  • Khalkis'te öldü.

  • Eserleri Arapçadan ve Yunancadan Latinceye çevrildi.

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia (İngilizce) — Apellicon of Teos

    Aristoteles'in kütüphanesinin Skepsis'te gizlenmesi, Apellikon'un satın alışı, Sulla'nın Roma'ya taşıması.

  2. Wikipedia (İngilizce) — History of Animals

    Yayın balığı baba bakımı gözleminin Agassiz (1890) tarafından doğrulanması.

  3. Wikiquote — Charles Darwin

    Darwin'in William Ogle'a 22 Şubat 1882 tarihli mektubu (Life and Letters of Charles Darwin, 1887).

  4. Immanuel Kant — Saf Aklın Eleştirisi (2. baskı önsözü, Bviii, 1787)

    Mantığın Aristoteles'ten beri ilerlemediğine dair ünlü söz. Birincil kaynak.

  5. Wikipedia (İngilizce) — Protrepticus (Aristotle)

    Kayıp diyalog, Cicero'nun övgüsü, Augustinus'un İtiraflar'ındaki dolaylı bağlantı.

  6. Wikipedia (İngilizce) — Callisthenes

    Kallisthenes'in proskynesis'i reddetmesi ve idamı (MÖ 327).

Sık Sorulan Sorular

Aristoteles'in kayıp 'dış' (exoteric) eserleri nelerdi?

Aristoteles, öğrencilerine yönelik teknik ders notlarının yanı sıra, geniş bir okur kitlesi için kaleme aldığı, Platon'unkine benzer biçimde diyalog formunda cilalı eserler de yazmıştı; bunların en ünlüsü, felsefeye çağrı niteliğindeki 'Protreptikos'tu. Roma'lı hatip Cicero, bu diyalogların üslubunu 'altın bir nehir' gibi akıcı bulduğunu yazmıştır -bugün elimizdeki sıkışık ders notu üslubuyla tam bir tezat oluşturan bir övgü. Bu eserlerin hiçbiri günümüze ulaşmadı, yalnızca başka yazarların alıntıları üzerinden yeniden inşa edilebiliyor. İlginç bir dolaylı miras: Cicero'nun artık kayıp 'Hortensius' adlı eseri doğrudan Protreptikos'tan esinlenmişti ve Augustinus, gençliğinde bu eseri okumasının kendisini felsefeye ve sonunda Hristiyanlığa yönelttiğini 'İtiraflar'ında anlatır.

Aristoteles'in 'İlk Hareket Ettirici'si (Tanrı) Hristiyan anlamda bir tanrı mıydı?

Hayır, en azından doğrudan değil. Aristoteles'in 'Metafizik' adlı eserinde tanımladığı 'İlk Hareket Ettirici' (kendisi hareket etmeden her şeyi harekete geçiren neden), evreni yoktan yaratan ya da onunla ilgilenen kişisel bir tanrı değildir; yalnızca kendi kendini düşünen saf bir düşünce edimidir ('düşüncenin düşüncesi') ve dünyadaki olup bitenlerden habersizdir. Ortaçağ'da Thomas Aquinas, bu kavramı Hristiyan Tanrı anlayışıyla -bazı temel farkları yeniden yorumlayarak- uzlaştırmaya çalıştı; bu uzlaştırma, Aristoteles felsefesinin Batı teolojisine girişindeki en tartışmalı adımlardan biri oldu.

Aristoteles ile öğrencisi Büyük İskender'in ilişkisi kötü mü bitti?

Görünüşe göre evet, en azından gerginleşti. Aristoteles'in yeğeni Kallisthenes, eski öğretmeninin tavsiyesiyle İskender'in seferine resmî tarihçi olarak katılmıştı. Ancak MÖ 327'de İskender, Pers geleneği olan 'proskynesis'i (hükümdarın önünde yere kapanma) Yunanlı maiyetine de dayatmaya kalkışınca, bunu açıkça reddeden tek Yunanlı Kallisthenes oldu; kısa süre sonra asılsız bir suikast komplosuyla suçlanıp idam edildi. Bu olay, Aristoteles'in okulundaki Peripatetik çevreyi İskender'e karşı derinden küstürdü ve bazı tarihçilere göre, filozofun İskender'in MÖ 323'teki ölümünün ardından Atina'daki artan Makedonya karşıtlığından neden bu denli hızlı kaçmak zorunda kaldığını da kısmen açıklar.