Ticaret İmparatorluğuAntik Çağ

Kartaca

DönemMÖ 814 – MÖ 146
BölgeKuzey Afrika (bugünkü Tunus)
BaşkentKartaca
Byrsa Tepesi'ndeki antik Kartaca kalıntılarından Tunus Körfezi'ne bakan manzara; ön planda şehrin Pön dönemi surlarından kalan taş bloklar görülüyor.

Günümüz fotoğrafıByrsa Tepesi'ndeki antik Kartaca kalıntılarından Tunus Körfezi'ne bakan manzara; ön planda şehrin Pön dönemi surlarından kalan taş bloklar görülüyor.Youssefbensaad (fotoğraf), Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

İçindekiler

Genel Bakış

Kartaca, MÖ 9. yüzyılın sonlarında Fenikeli tüccarlar tarafından bugünkü Tunus kıyısında kurulan bir koloniydi; zamanla anavatanı Tir'in gölgesinden çıkarak batı Akdeniz'in en zengin ticaret imparatorluğuna dönüştü. MÖ 3. ve 2. yüzyıllarda üç Pön Savaşı boyunca Roma ile giriştiği ölüm kalım mücadelesi, Hannibal Barka'nın askeri dehasıyla efsaneleşti; ama MÖ 146'da Roma'nın şehri yerle bir etmesiyle Akdeniz'in bu ilk büyük deniz gücü tarihten silindi.

Kaynaklar: [1]

Kuruluş: Tir'den Batı Akdeniz'e

Geleneksel anlatıya göre Kartaca, MÖ 814'te Fenike şehir devleti Tir'den kaçan Prenses Elissa (Roma kaynaklarında Dido) tarafından kuruldu; ancak bu kurucu-kraliçe öyküsü yalnızca olaydan yüzyıllar sonra yazılmış Yunan ve Roma kaynaklarında (başta Vergilius'un Aeneis'i) geçer ve dönemin hiçbir Fenike yazıtında Elissa'nın adı doğrulanmaz. Arkeolojik kazılar, yerleşimin efsanevi tarihe yakın biçimde MÖ 9. yüzyılın sonu ile 8. yüzyılın başı arasında kurulduğunu doğrulasa da, tarihçiler kurucu figürün tarihsel gerçekliğinden çok, Tirli kolonicilerin batı Akdeniz'e yayılma sürecinin sembolik bir özeti olduğunu düşünür. Tir'in kendisi Asur ve ardından Babil baskısı altında zayıfladıkça, Kartaca giderek bağımsızlaştı ve eski Fenike kolonilerinin fiilî lideri hâline geldi.

Kaynaklar: [1]

Bir Ticaret Cumhuriyeti: Sufetler ve Senato

Kartaca, çoğu komşu Akdeniz devletinden farklı olarak kalıtsal bir krallık değil, oligarşik bir cumhuriyetti. Devletin başında yılda bir kez seçilen iki "sufet" (yargıç/yönetici) bulunur, gerçek güç ise zengin tüccar ailelerinden oluşan senato ile büyük halk meclisinde toplanırdı; bu sistem, çağdaşı Aristoteles'in Politika adlı eserinde övgüyle andığı, dengeli bir karma yönetim örneği sayılırdı. Ekonominin belkemiğini İspanya'daki gümüş madenleri, Kuzey Afrika'nın verimli tarım arazileri ve İtalya'dan Batı Afrika'ya, Britanya'nın kalay yataklarına kadar uzanan deniz ticaret ağı oluşturuyordu. Ordu ise -Roma'nın vatandaş lejyonlarının aksine- büyük ölçüde İberli, Galyalı, Numidyalı süvari ve Balear sapancılarından oluşan paralı askerlere dayanıyordu; bu durum savaş zamanlarında hem esneklik hem de sadakat sorunları yaratacaktı.

Kaynaklar: [1]

Din ve Tofet: Baal Hammon ile Tanit

Kartaca dini, Fenike kökenli tanrı Baal Hammon ile zamanla ön plana çıkan tanrıça Tanit etrafında şekillenmişti. Şehrin dışında yer alan ve arkeologların "tofet" adını verdiği kutsal alanda binlerce küçük çocuk kemiği içeren cenaze urnesi bulunmuştur; Yunan ve Roma yazarları (Diodoros, Plutarkhos) bunları açıkça çocuk kurbanı olarak tanımlamış ve bu imge, komşu Akdeniz halkları gözünde Kartaca'yı "yabancı ve vahşi" bir uygarlık olarak damgalamıştır. Modern arkeoloji ve biyoarkeoloji bu konuda hâlâ derin bir görüş ayrılığı içindedir ve bu tartışma aşağıda ayrı bir bölümde ele alınmaktadır.

Kaynaklar: [1] [5] [6]

Roma ile Çatışmanın Başlangıcı: Birinci Pön Savaşı

MÖ 264'te Sicilya'daki Messana kenti üzerindeki rekabet, iki Akdeniz gücünü -o zamana kadar birbirine nispeten uzak duran Roma ile Kartaca'yı- doğrudan çatışmaya sürükledi. Birinci Pön Savaşı (MÖ 264-241) esas olarak deniz savaşı olarak geçti; kara ordusunda deneyimsiz olan Roma, Kartaca'dan ele geçirdiği bir kadırgayı örnek alarak hızla güçlü bir donanma inşa etti ve savaşı Kartaca'nın deniz üstünlüğünü kırarak kazandı. Yenilgi Kartaca'ya Sicilya'yı kaybettirdi, ağır bir savaş tazminatı yükledi ve az sonra paralı asker isyanı gibi iç sorunlarla boğuşmasına yol açtı; bu tablo, Hamilkar Barka önderliğinde İspanya'da yeni bir güç üssü kurma girişimini hızlandırdı.

Kaynaklar: [1] [2]

Hannibal'ın Savaşı: Alpler'den Cannae'ye

Hamilkar'ın oğlu Hannibal Barka, MÖ 218'de İspanya'dan yola çıkıp Galya üzerinden Alpleri aşarak İtalya'ya girdi; fillerle gerçekleştirilen bu yürüyüş, tarihin en cüretkâr askeri harekâtlarından biri olarak anılır, ancak Hannibal'in tam olarak hangi geçitten (Col de la Traversette, Clapier ya da Montgenèvre gibi öne sürülen adaylardan) geçtiği, kaynakların (Polybios ve Livius) birbiriyle çelişen ayrıntıları yüzünden 2200 yıldır tarihçiler arasında çözülemeyen bir bilmece olmaya devam ediyor. Hannibal, İtalya'da art arda Trebia ve Trasimene zaferlerinin ardından MÖ 216'da Cannae'de Roma ordusunu bir kıskaç manevrasıyla neredeyse tamamen imha etti; bu taktik, bugün hâlâ askeri akademilerde bir çevirme savaşı klasiği olarak okutulur. Ancak müttefiksiz kalması, Kartaca senatosunun yeterli takviye göndermemesi ve Roma'nın yıpratma stratejisine dönmesi, on beş yıl süren İtalya seferini nihai bir zafere dönüştürmesini engelledi.

Kaynaklar: [2] [3]

Zama Yenilgisi ve Kartaca'nın Küçülmesi

Roma, İtalya'da Hannibal'i doğrudan yenemeyince stratejiyi değiştirip General Publius Cornelius Scipio komutasında doğrudan Kuzey Afrika'ya bir sefer düzenledi; bu adım, Hannibal'i İtalya'dan çekilip anavatanını savunmaya zorladı. MÖ 202'de Zama Muharebesi'nde Scipio -Hannibal'in kendi taktiklerinden ders çıkararak ve Numidya kralı Masinissa'nın süvarilerini kendi safına çekerek- Kartaca ordusunu kesin biçimde yendi. İkinci Pön Savaşı'nın sonunda Kartaca, denizaşırı topraklarının tamamını, filosunun neredeyse tümünü ve Roma'nın izni olmadan savaş açma hakkını kaybetti; artık bir büyük güç değil, Roma'nın insafına kalmış, ağır tazminat ödeyen bir bölgesel devletti.

Kaynaklar: [2] [3]

Üçüncü Pön Savaşı ve Yıkım

Elli yıl boyunca tazminatını ödeyip savaştan kaçınan Kartaca, ekonomik olarak hızla toparlandı; bu yeniden canlanma, özellikle senatör Cato'nun önderliğinde Roma'da yeni bir kuşku ve düşmanlık dalgası doğurdu. Komşusu Numidya ile süregelen bir sınır anlaşmazlığında Roma'nın iznini almadan kendini savunması bahane edilerek MÖ 149'da Üçüncü Pön Savaşı başlatıldı; Kartaca teslim olup silahlarını Roma'ya teslim etmesine rağmen, Roma şehrin tamamen terk edilip iç kesimde yeniden kurulmasını talep etti -bu, Kartacalıların reddettiği bir şart oldu. Üç yıl süren kuşatmanın ardından MÖ 146'da Scipio Aemilianus (büyük Scipio'nun evlatlık torunu) şehri ele geçirdi; nüfusun büyük bölümü öldürüldü ya da köleleştirildi, yapılar yakılıp yıkıldı ve topraklar Roma eyaleti Africa'ya dönüştürüldü.

Kaynaklar: [1] [2]

Tartışma: Tofet'te Gerçekten Çocuk Kurbanı mı Vardı?

Kartaca'nın tofet alanlarındaki binlerce cenaze urnesinin gerçekten sistematik çocuk kurbanına mı, yoksa doğal ölümlerin (düşük, ölü doğum, erken bebek ölümü) toplu gömüldüğü kutsal bir mezarlığa mı ait olduğu, arkeoloji camiasını ikiye bölen bir tartışmadır. Biyoarkeolog Jeffrey Schwartz ve ekibinin 2010 tarihli çalışması, incelenen 348 urnenin yaklaşık yarısının doğum öncesi ya da doğumdan kısa süre sonra ölmüş bebeklere ait olduğunu, bunun da toplu kurban değil doğal perinatal ölüm oranlarıyla uyumlu bir mezarlık tablosu çizdiğini öne sürdü. Buna karşılık aynı örneklemi ayrı biçimde inceleyen Patricia Smith ve ekibi ile araştırmacı Paolo Xella, kemiklerin yaş dağılımının kurban lehine yorumlanabileceğini savunarak Yunan ve Roma yazılı kaynaklarıyla (Diodoros, Plutarkhos, Tertullianus) tutarlı bir çocuk kurbanı geleneğinin var olduğu görüşünü sürdürmektedir. Aynı kemik örneklemi üzerinde çalışan iki bilim ekibinin taban tabana zıt sonuçlara varması, meselenin -en azından mevcut bilimsel yöntemlerle- kesin biçimde çözülemediğini gösteriyor.

Kaynaklar: [5] [6]

Tartışma: "Kartaca Yıkılmalıdır" Sözü Gerçekten Söylendi mi?

Senatör Cato'nun (Cato Maior) her konuşmasını konudan bağımsız olarak "Ceterum censeo Carthaginem esse delendam" ("Kanaatimce Kartaca yıkılmalıdır") sözüyle bitirdiği anlatısı, bugün de siyasi söylemde saplantılı bir hedefin simgesi olarak kullanılır; ne var ki bu tam Latince ifade, Cato'nun kendi döneminden (MÖ 2. yüzyıl) hiçbir kaynakta doğrudan geçmez ve ilk kez ancak MS 2. yüzyılda, Aulus Gellius'un yazılarında bugünkü haline yakın biçimde karşımıza çıkar. Cato'ya çağdaş ya da yakın dönem yazarlar (Plinius, Plutarkhos, Cicero) sözü birbirinden az farklı biçimlerde ve serbest bir parafraz olarak aktarır; bu da modern tarihçileri, ifadenin özünün muhtemelen gerçek olduğu ama bugün ezberlenen kalıp cümlenin sonraki yüzyıllarda retorik olarak cilalanmış bir versiyon olduğu sonucuna götürür.

Kaynaklar: [4]

Efsane: Tuzlanan Topraklar

Kartaca'nın yıkımıyla ilgili en yaygın efsanelerden biri, Roma'nın toprakları verimsiz kılmak için tuzla ektiği iddiasıdır; ancak bu sahne, savaşı anlatan Polybios ya da Appianos gibi hiçbir antik kaynakta yer almaz ve ilk kez ancak 19. yüzyıl tarih kitaplarında -muhtemelen İncil'deki Şekem kentinin tuzlanması öyküsünden (Hakimler 9:45) esinlenerek- ortaya çıkar. Üstelik pratik kanıtlar da efsaneyi zayıflatır: Kartaca'nın çevresindeki topraklar kısa süre içinde Roma'nın kamu arazisine (ager publicus) dönüştürülüp yerli halka ve Roma-Latin kolonistlerine dağıtıldı ve Roma'ya tahıl sağlayan verimli bir bölge olarak kullanılmaya devam etti; verimsizleştirilmiş bir toprakta bu ölçekte tarım yapmak mümkün olmazdı.

Kaynaklar: [8]

Miras

Roma, Kartaca'yı yıktıktan sonra bile onun deniz ticareti bilgisinden, tarım tekniklerinden (Kartacalı yazar Mago'nun ziraat ansiklopedisi Latince'ye çevrildi) ve hatta liman mimarisinden yararlanmaya devam etti; MS 1. yüzyılda kurulan Roma Kartaca'sı, kısa sürede imparatorluğun Afrika eyaletindeki en büyük şehirlerinden biri hâline geldi. Kartacalıların konuştuğu Pön dili de yıkımla birlikte sona ermedi: Kilise babası Augustinus, 5. yüzyıl başında bile Kuzey Afrika'da kendilerine "chanani" (Kenanlı) diyen ve Pön dili konuşan topluluklardan söz eder; bazı araştırmacılara göre dilin konuşma biçimi Arap fetihlerinden sonrasına, en azından belirli bölgelerde, sızarak varlığını sürdürmüş olabilir. Hannibal'in kendisi de savaştan sağ çıktı ama özgür yaşayamadı: Roma'nın baskısıyla doğuya kaçtı, sırasıyla Suriye ve Bitinya krallarının hizmetine girdi ve MÖ 183 civarında, Romalılara teslim edilmek üzereyken Bitinya'daki (bugünkü Gebze yakınları) sığınağında zehir içerek intihar etti.

Kaynaklar: [1] [3] [7]

Kilit Olaylar Kronolojisi

  • Kartaca, Tirli kolonistler tarafından kuruldu.

  • Birinci Pön Savaşı, Sicilya üzerindeki rekabetle patlak verdi.

  • Hannibal, Alpleri aşarak İkinci Pön Savaşı'nı başlattı.

  • Cannae Savaşı'nda Hannibal, Roma tarihinin en ağır yenilgilerinden birini verdirdi.

  • Zama Savaşı'nda Roma, Hannibal'i yenerek İkinci Pön Savaşı'nı kazandı.

  • Üçüncü Pön Savaşı sonunda Roma, Kartaca'yı tamamen yıktı.

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia (İngilizce) — Carthage

    Genel tarih, kuruluş, toplum, din ve yıkım. Üçüncül kaynaktır.

  2. Wikipedia (İngilizce) — Punic Wars

    Üç Pön Savaşı'nın kronolojisi ve sonuçları.

  3. Wikipedia (İngilizce) — Hannibal

    Alp geçişi, Cannae, İtalya seferi, sürgün ve ölüm.

  4. Wikipedia (İngilizce) — Carthago delenda est

    Cato'nun sözünün kaynaklardaki farklı versiyonları ve tarihlenmesi.

  5. PLOS ONE — Schwartz vd., "Skeletal Remains from Punic Carthage Do Not Support Systematic Sacrifice of Infants" (2010)

    Tofet kemiklerinin yaş dağılımına dayanan 'mezarlık' yorumu.

  6. Cambridge Antiquity — Smith vd., "Cemetery or sacrifice? Infant burials at the Carthage Tophet"

    Aynı örneklemi inceleyen, kurban yorumunu destekleyen karşıt çalışma.

  7. Wikipedia (İngilizce) — Punic language

    Pön dilinin Augustinus döneminde ve sonrasında hayatta kalışı.

  8. Wikipedia (İngilizce) — Salting the earth

    Kartaca'nın tuzlanması efsanesinin 19. yüzyıl kökeni ve antik kaynaklarda yer almayışı.

Sık Sorulan Sorular

Prenses Dido (Elissa) gerçekten var mıydı?

Kesin olarak bilinmiyor. Kartaca'nın Tirli bir prenses tarafından MÖ 814'te kurulduğu anlatısı, olaydan yüzyıllar sonra yazılmış Yunan ve Roma kaynaklarına (özellikle Vergilius'un Aeneis'ine) dayanır ve hiçbir çağdaş Fenike yazıtında doğrulanmaz. Arkeolojik kazılar yerleşimin efsanevi tarihe yakın bir dönemde (MÖ 9. yüzyıl sonu - 8. yüzyıl başı) kurulduğunu gösteriyor; tarihçiler bunu, Dido'nun bireysel varlığından çok Tirli kolonicilerin batıya yayılmasının sembolik bir öyküsü olarak okuyor. Üstelik Vergilius'un anlatısında Dido'yu Truvalı kahraman Aeneas ile aşk ilişkisine sokması kronolojik olarak imkânsızdır, çünkü Aeneas'ın yaşadığı varsayılan dönem Kartaca'nın kuruluşundan dört asır öncesine denk gelir.

Hannibal savaştan sonra ne oldu, nasıl öldü?

İkinci Pön Savaşı'nın ardından bir süre Kartaca'da sufet olarak reform yapan Hannibal, Roma'nın baskısı üzerine MÖ 195'te doğuya kaçtı; önce Suriye Kralı III. Antiokhos'un, ardından Bitinya Kralı I. Prusias'ın hizmetine girdi ve bir deniz savaşında düşman gemilerine yılan dolu küpler fırlatarak erken bir biyolojik savaş örneği uyguladığı aktarılır. Roma'nın onu teslim almak için baskı yapması üzerine, MÖ 183 civarında Bitinya'daki (bugünkü Gebze yakınları) sığınağında, kaçış yollarının tümünün tutulduğunu öğrenince zehir içerek intihar etti.

Kartaca'nın Pön dili bugün tamamen kayıp mı?

Pön dilinin günlük konuşma dili olarak kullanımı MS 5. yüzyıla kadar belgelenmiştir: Kilise babası Augustinus, Kuzey Afrika'da kendilerine 'chanani' (Kenanlı) diyen ve hâlâ Pön dili konuşan topluluklardan söz eder. Bazı araştırmacılara göre dil, en azından konuşma biçiminde, 7. yüzyıldaki Arap fetihlerinden sonrasına dek belirli bölgelerde (örn. bugünkü Libya'daki Sirte çevresi) sızarak varlığını sürdürmüş olabilir; ancak yazılı Pön metinlerinin izi çok daha erken kaybolur ve dilin tam olarak ne zaman söndüğü kesin bilinmiyor.