KrallıkAntik Çağ

Hitit İmparatorluğu

DönemMÖ ~1650 – MÖ 1180
BölgeAnadolu
BaşkentHattuşa
Hattuşa'nın Aslanlı Kapısı.

Fotoğraf, günümüzHattuşa'nın Aslanlı Kapısı.Bernard Gagnon, Wikimedia Commons (CC BY-SA 3.0)

İçindekiler

Genel Bakış

Orta Anadolu'da Hattuşa merkezli kurulan Hitit Krallığı, Mezopotamya ile Ege arasında köprü konumundaki topraklarda MÖ 2. binyılın büyük güçlerinden biri haline geldi. Mısır'la eşit düzeyde antlaşma yapan, demiri erken dönemde işleyen ve "bin tanrılı ülke" olarak anılacak kadar kapsayıcı bir dini yapıya sahip bu krallık, MÖ 1200 civarında Doğu Akdeniz'i saran gizemli bir çöküş dalgasında -tıpkı dönemin diğer büyük uygarlıkları gibi- aniden tarih sahnesinden silindi. Yüzyıllar boyunca yalnızca Tevrat'taki dağınık referanslardan bilinen yarı efsanevi bir halk olarak hafızalarda kalan Hititler, 19. yüzyıl sonundaki arkeolojik kazılarla yeniden gün ışığına çıkarılarak, Mısır ve Mezopotamya'yla birlikte antik Yakın Doğu'nun üçüncü büyük güç odağı olarak tarihe kalıcı biçimde yeniden yazıldı.

Kaynaklar:

Kökenler: Hint-Avrupalı Bir Halkın Anadolu'ya Gelişi

Hitit Krallığı'nın kökeni, Anadolu'nun yerli Hatti halkının topraklarına MÖ 2. binyıl başlarında göç eden, Hint-Avrupa kökenli Nesa (Hitit) dilini konuşan bir halkın yerleşmesine dayanır. Kral I. Hattuşili, başkenti Hattuşa'ya taşıyarak MÖ ~1650 civarında krallığın temellerini attı; halefi I. Murşili, MÖ ~1595'te cüretkâr bir seferle Babil'i bile yağmaladı, ancak bu fetih -ordunun anavatanından bu denli uzaklaşmasının getirdiği lojistik ve siyasi kırılganlık nedeniyle- kalıcı bir hakimiyete dönüşmedi ve Murşili kısa süre sonra bir saray darbesinde öldürüldü. Bu suikast, sonraki yaklaşık bir asır boyunca Hitit Krallığı'nı taht kavgaları ve iç istikrarsızlıkla sarsan bir dönemin başlangıcı oldu; krallık ancak I. Şuppiluliuma'nın MÖ 14. yüzyıldaki uzun ve istikrarlı hükümdarlığı sırasında Kuzey Suriye'yi ele geçirip Mitanni Krallığı'nı vasal haline getirerek gerçek bir imparatorluk ölçeğine ulaştı.

Kaynaklar:

Kadeş Savaşı: İki Taraf da Kazandığını İddia Etti

MÖ 1274'te II. Muvattalli önderliğindeki Hitit ordusu, Mısır Firavunu II. Ramses'e karşı tarihin en ayrıntılı belgelenmiş antik savaşlarından biri olan Kadeş Savaşı'na girdi. Ramses, tapınak duvarlarına kazıttığı "Pentaur Şiiri"nde kendisini tek başına Hitit ordusunu bozguna uğratan bir kahraman olarak resmederken, Muvattalli de Kadeş kentini elinde tutarak kendi zaferini ilan etti; modern tarihçilerin büyük çoğunluğu, savaşın aslında kesin bir galibi olmayan bir beraberlikle sonuçlandığını, Ramses'in anlatısının tarihsel gerçekten çok bir propaganda metni olduğunu kabul eder. İki tarafın toplam 5.000-6.000 savaş arabası kullandığı bu muharebe, hem Mısır'ın hafif ve manevra kabiliyeti yüksek iki kişilik araçlarını hem Hititlerin daha ağır, yakın dövüşe uygun üç kişilik araçlarını sahaya sürmesiyle tarihin bilinen en büyük savaş arabası çatışması unvanını taşır. Savaşın asıl kalıcı sonucu meydan muharebesinin kendisi değil, MÖ 1259'da imzalanan ve günümüze ulaşan en eski yazılı barış antlaşması olan Kadeş Antlaşması'ydı; iki imparatorluk arasında karşılıklı saldırmazlık ve kaçak iadesini düzenleyen bu belgenin bir kopyası bugün New York'taki Birleşmiş Milletler binasında sergileniyor.

Kaynaklar: [1] [2]

Zannanza Meselesi: Bir Dul Kraliçenin Cüretkâr Teklifi

Kadeş Savaşı'ndan yıllar önce, Hitit kralı I. Şuppiluliuma'nın annalarına göre, kimliği tartışmalı bir Mısırlı dul kraliçe -büyük olasılıkla Tutankhamon'un eşi Ankhesenamun- Hitit sarayına eşi benzeri görülmemiş bir mektup gönderdi: "Kocam öldü, oğlum yok; senin oğulların çokmuş derler, birini bana ver, o benim kocam olsun." Şaşkına dönen ve mektuptan kuşkulanan Şuppiluliuma önce bir elçi göndererek durumu doğrulattı, ardından oğlu Zannanza'yı Mısır'a yolladı; ancak prens Mısır'a ulaşmadan yolda öldürüldü. Hitit kaynağı "Murşili'nin İkinci Veba Duası", bu cinayetin düşman Mısırlılarca işlendiğini doğrudan doğrular; olay iki imparatorluk arasında uzun süreli bir düşmanlık dönemi başlattı ve -Hitit kaynaklarına göre- Mısırlı esirlerin Hitit topraklarına taşıdığı bir veba salgını, krallığı yirmi yıldan fazla kırıp geçirdi. Bu olay, ortaçağ öncesi diplomasi tarihinde son derece nadir görülen bir örnektir: bir imparatorluk hanedanının, düşman bir topraktan gelen -üstelik büyük olasılıkla kendi soyundan olmayan- bir kadının kocası olmayı kabul etmesi, dönemin hanedan evliliği normlarına tamamen aykırıydı ve bu yüzden Şuppiluliuma'nın başlangıçtaki güçlü kuşkusu da tarihçilerce makul karşılanır.

Kaynaklar: [5]

"Bin Tanrılı Ülke": Hitit Dini ve Yazılıkaya

Hititler kendi dinlerini "bin tanrılı ülke" olarak tanımlayacak kadar kapsayıcıydı; fethettikleri her halkın tanrılarını kendi panteonlarına dahil ettiler. Fırtına tanrısı Teşup ve güneş tanrıçası Arinna'nın Güneşi en üst sıradaki tanrılardı. Başkent Hattuşa yakınlarındaki Yazılıkaya açık hava kutsal alanı, doğal kayaya oyulmuş yüzlerce tanrı ve tanrıça kabartmasıyla -bir çeşit taşa işlenmiş dini kadro listesi gibi- Hitit din dünyasının en etkileyici ve en iyi korunmuş görsel kanıtını oluşturur. Bu kapsayıcı dini politika yalnızca inanç meselesi değildi; fethedilen halkların kendi tanrılarını Hitit panteonuna dahil etmek, yeni topraklardaki dini kurumları ve tapınak mülklerini olduğu gibi koruyarak yerel halkın direncini azaltan, bilinçli bir siyasi entegrasyon stratejisiydi.

Kaynaklar:

Toplum ve Hukuk: Pankuş Meclisi ve Ölçülü Cezalar

Hitit devleti, kralın mutlak ama tamamen keyfi olmayan otoritesine dayanıyordu; "Pankuş" adı verilen bir soylular meclisi bazı kararlarda -özellikle taht veraseti anlaşmazlıklarında- kralı sınırlandırabiliyordu. Toplum tabakalı bir yapıya sahipti: kraliyet ailesi ve soylular, özgür yurttaşlar ve büyük bölümü savaş esirlerinden oluşan bir köle sınıfı. Hitit kraliçeleri de -"Tavananna" unvanıyla- döneminin diğer Ortadoğu monarşilerine kıyasla dikkat çekici bir bağımsız siyasi güce sahipti; Kral III. Hattuşili'nin eşi Puduhepa, Kadeş Antlaşması'nın kendi mührünü taşıyan bir nüshasını onaylayacak, yabancı hükümdarlarla doğrudan mektuplaşacak ve kocasının ölümünden sonra da yıllarca fiilen devlet işlerini yürütecek kadar geniş bir yetkiyle hareket etti. Hitit hukuku, çağdaşı Hammurabi Kanunları'na kıyasla nispeten ölçülü cezalar öngörmesiyle dikkat çeker; pek çok suç için kısas yerine sıklıkla maddi tazminat esas alınırdı, bu da dönemin diğer Mezopotamya hukuk sistemlerine kıyasla göreceli olarak daha az misilleme odaklı bir adalet anlayışına işaret eder.

Kaynaklar:

Tartışma: Tunç Çağı Çöküşü — Deniz Kavimleri mi, "Mükemmel Fırtına" mı?

MÖ 1200 civarında Hitit İmparatorluğu'nun da içinde olduğu Doğu Akdeniz uygarlıklar ağının (Miken, Hitit, Ugarit, yeni Mısır Krallığı) neredeyse eş zamanlı ve çok hızlı çöküşü, arkeolojinin en büyük gizemlerinden biridir. Geleneksel açıklama, kökeni belirsiz göçebe "Deniz Kavimleri"nin istilalarını sorumlu tutar; Mısır kaynakları bu kavimlerin saldırılarını püskürttüğünü kaydeder, ancak bu zafer bile Mısır'ı kalıcı bir gerilemeden kurtaramamıştır. Tarihçi Eric Cline'ın 2014 tarihli etkili çalışması ise tek bir nedenin bu ölçekte bir çöküşü açıklayamayacağını savunarak, kuraklık, deprem kümeleri, iç isyanlar, uluslararası ticaret ağlarının kopması ve Deniz Kavimleri göçlerinin eş zamanlı olarak bir araya geldiği bir "mükemmel fırtına" tezini öne sürer; ona göre dönemin uygarlıkları birbirine o denli bağımlıydı ki, bu karşılıklı bağımlılığın kendisi çöküşü hızlandıran bir kırılganlık kaynağına dönüştü. Bu tartışma hâlâ kapanmamıştır ve iklim bilimi verileri arttıkça yeni kanıtlarla sürekli güncellenmektedir. Hitit İmparatorluğu'nun çöküşüyle ilgili en somut arkeolojik kanıtlardan biri, son yıllardaki dendrokronoloji ve paleoiklim çalışmalarının ortaya koyduğu, MÖ 13. yüzyıl sonunda Anadolu'yu vuran uzun süreli bir kuraklık dönemidir; bu kuraklığın tarım üretimini çökertip iç göçleri ve isyanları tetiklediği, dolayısıyla Deniz Kavimleri'nin gelişinden önce imparatorluğun zaten ciddi bir iç kırılganlık yaşadığı yönündeki kanıtlar, Cline'ın çok nedenli tezini destekler niteliktedir.

Kaynaklar: [3] [4]

Çöküş: Hattuşa'nın Terk Edilişi

MÖ 1200 civarında Doğu Akdeniz'i saran "Deniz Kavimleri" göçleri ve iklim krizi, Hitit merkezi otoritesini çökertti; Hattuşa, arkeolojik kanıtların gösterdiği üzere ani bir istiladan çok, halkının önceden planlı biçimde tahliye edip terk etmesiyle boşaldı ve kısa süre sonra yakılarak yıkıma uğradı. Ancak imparatorluğun tamamı bir gecede yok olmadı: güneydeki Kargamış ve Malatya gibi "Geç Hitit" şehir devletleri, Hitit dilini, yazısını ve sanatını taşıyarak birkaç yüzyıl daha -MÖ 8. yüzyıla kadar- varlığını sürdürdü. Bu geç dönem şehirleri, hiyeroglif Luvicesiyle yazılmış anıtsal yazıtlar ve karakteristik taş kabartmalar üretmeye devam ederek, büyük imparatorluğun siyasi çöküşünün ardından bile Hitit kültürel kimliğinin Anadolu'nun güneydoğusunda köklü bir süreklilik gösterdiğini kanıtlar.

Kaynaklar:

Miras

Çivi yazısını ve hiyeroglif Luvicesini kullanan, çok tanrılı "bin tanrılı ülke" panteonuna sahip Hititler, demir işlemeciliğindeki erken ustalıklarıyla dönemin askeri teknolojisinde avantaj sağladı. Bugün Hattuşa UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alır ve Kadeş Antlaşması'nın bir kopyası, uluslararası diplomasinin en eski somut simgelerinden biri olarak Birleşmiş Milletler binasında sergilenmeye devam eder; bu, üç bin yıl önce imzalanan bir barış antlaşmasının modern uluslararası hukukun kurucu simgeleri arasında hâlâ yer bulabilmesinin nadir bir örneğidir. Hitit uygarlığının bu çok yönlü mirası -askeri güçten diplomatik yenilikçiliğe, kapsayıcı bir din anlayışından nispeten ölçülü bir hukuk sistemine- onu antik Yakın Doğu'nun yalnızca bir savaşçı imparatorluğu değil, kendi döneminin en sofistike siyasi ve kültürel aktörlerinden biri olarak da hatırlanmasını sağlar.

Kaynaklar:

Kilit Olaylar Kronolojisi

  • I. Hattuşili, Hattuşa'yı başkent ilan ederek krallığı kurdu.

  • I. Murşili, Babil'i yağmaladı ve Hammurabi hanedanına son verdi.

  • I. Şuppiluliuma, Mitanni Krallığı'nı zayıflatarak imparatorluğu genişletti.

  • Kadeş Savaşı, dönemin iki büyük gücünü (Hitit-Mısır) karşı karşıya getirdi.

  • Kadeş Barış Antlaşması imzalandı — bilinen ilk yazılı uluslararası antlaşma.

  • Deniz Kavimleri göçleri ve iklim krizi Hitit merkezi otoritesini çökertti.

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. History Skills — "Manipulating history: how Ramses the Great lied about the cataclysmic Battle of Kadesh"

    Kadeş Savaşı'nın propaganda boyutu ve gerçek sonucu.

  2. World History Encyclopedia — "Kadesh"

    Kadeş Antlaşması'nın önemi ve içeriği.

  3. History.com — "What Caused the Bronze Age Collapse?"

    Deniz Kavimleri ve Tunç Çağı çöküşünün geleneksel açıklaması.

  4. World History Encyclopedia — "Interview: The Mysterious Bronze Age Collapse with Eric Cline"

    Eric Cline'ın çok nedenli 'mükemmel fırtına' tezi.

  5. Wikipedia — "Zannanza"

    Zannanza meselesi ve Mısır-Hitit diplomatik krizi.

Sık Sorulan Sorular

Hitit dilinin çözülmesi nasıl gerçekleşti?

Hattuşa'da bulunan binlerce çivi yazılı tablet, 20. yüzyılın başına kadar okunamıyordu; Çek dilbilimci Bedřich Hrozný, 1915'te bir tablette geçen "ekmek yiyeceksin, su içeceksin" anlamına gelen bir cümleyi çözerek Hititçenin Hint-Avrupa dil ailesine ait olduğunu kanıtladı. Bu keşif, Hint-Avrupa dillerinin Anadolu'ya kadar uzandığını gösteren çığır açıcı bir dilbilim buluşuydu.

Hititler Tevrat'ta geçiyor mu?

Evet -Tevrat'ta "Hititler" (İbranice Heti oğulları) birkaç kez, genellikle Kenan bölgesinde yaşayan küçük bir halk olarak anılır; örneğin Hz. İbrahim'in eşi Sara için mezar arsası satın aldığı kişiler Hititlerdir. 19. yüzyıl sonuna kadar Hititler hakkındaki tek bilgi kaynağı bu dağınık İncil referanslarıydı; Hattuşa'nın kazılmasıyla ortaya çıkan devasa arşivler, bu "küçük Kenan halkı" imgesinin aslında bölgenin en büyük imparatorluklarından birini gizlediğini gösterdi.

Hattuşa bugün nerede bulunuyor ve ziyaret edilebiliyor mu?

Antik Hattuşa'nın kalıntıları, bugünkü Türkiye'nin Çorum ilindeki Boğazkale (Boğazköy) ilçesinde bulunuyor ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan açık hava müzesi olarak ziyarete açık. Kentin Aslanlı Kapı, Kral Kapısı ve Yazılıkaya kutsal alanı gibi kalıntıları, Hitit mimarisinin günümüze ulaşan en iyi korunmuş örnekleri arasında sayılır.