Genel Bakış
Asur, Yeni Asur döneminde (MÖ 911-609) Mezopotamya'dan Mısır sınırına uzanan, o güne dek görülmemiş büyüklükte bir imparatorluğa dönüştü; Demir Çağı'nın en acımasız disiplinli ordusuna, en gelişmiş kuşatma teknolojisine ve -ironik biçimde- döneminin en sistemli bilgi arşivine sahip bu devlet, hem yıkıcı savaş makinesi hem de kayda değer bir entelektüel merkez olarak tarihe geçti. İmparatorluğun MÖ 612'de aniden ve tamamen çökmesi, biriktirdiği düşmanlıkların ne denli derin olduğunun da bir kanıtıdır. Kuzey Mezopotamya'nın Dicle kıyısındaki mütevazı bir ticaret şehrinden doğan Asur, birkaç yüzyıl içinde Basra Körfezi'nden Mısır'a uzanan bir coğrafyayı yönetir hale geldi; bu genişleme hızı, hem askeri örgütlenmesinin hem de fethedilen halkları yönetme yöntemlerinin döneminin diğer devletlerinden köklü biçimde farklı ve etkili olduğunu gösterir.
Kaynaklar:
Kökenler: Bir Ticaret Kolonisinden İmparatorluğa
Asur'un kökleri, Dicle kıyısındaki Aşur şehrinin MÖ 3. binyıl sonunda bir ticaret kolonisi ağının merkezi olarak öne çıkmasına dayanır; Anadolu'daki Kaniş (Kültepe) gibi "karum" adlı ticaret kolonileri ağı, Asurlu tüccarları erken dönemden itibaren uzun mesafeli ticarette deneyimli kıldı. Orta Asur döneminde (MÖ 14-11. yüzyıl) bölgesel bir güç olarak sağlamlaşan devlet, Yeni Asur döneminde (MÖ 911'den itibaren) sistemli bir fetih politikasına yöneldi ve birkaç yüzyıl içinde bölgesel bir krallıktan kıtalararası bir imparatorluğa dönüştü. Bu erken ticaret kolonisi deneyimi, Asur'a yalnızca ekonomik bir avantaj değil, geniş coğrafyalar hakkında ayrıntılı bilgi ve idari deneyim de kazandırdı; sonraki yüzyıllarda fethedilen topraklarda kurulan valilik sistemi, büyük ölçüde bu erken dönem ticaret ağlarının bıraktığı coğrafi ve idari bilgi birikimi üzerine inşa edildi.
Kaynaklar:
Demir, Kuşatma ve Sürgün: Askeri Üstünlüğün Sırrı
Asurlular demir silahlar, gelişmiş kuşatma teknikleri (koçbaşları, hareketli kuşatma kuleleri) ve sürgün politikasıyla -fethedilen halkları imparatorluğun başka bölgelerine zorunlu göç ettirerek- askeri üstünlük kurdular; bu sistematik nüfus nakli hem yerel direnişi kırıyor hem de işgücünü imparatorluğun ihtiyaç duyduğu bölgelere yeniden dağıtıyordu. I. Tiglat-Pileser, Orta Asur gücünü Akdeniz kıyılarına kadar genişleterek bu genişlemeci geleneğin erken bir örneğini oluşturdu; sonraki Yeni Asur kralları bu askeri modeli çok daha büyük bir ölçekte uyguladı.
Kaynaklar:
Aşurbanipal'ın Kütüphanesi: Dünyanın İlk Sistematik Arşivi
II. Aşurbanipal (hüküm sürdüğü MÖ 668-627), Ninova'daki sarayında -muhtemelen hükümdarlığının son yıllarında- bilinen tarihin ilk sistematik biçimde organize edilmiş kütüphanesini kurdurdu; konularına göre devlet işleri, tarih, hukuk, astronomi ve coğrafya gibi ayrı odalara yerleştirilen bu koleksiyon, orijinal haliyle 100.000'i aşkın kil tablet içerdiği tahmin edilmektedir. Aşurbanipal'ın kendisi, dönemin çoğu hükümdarının aksine bizzat okuma-yazma bilen, çivi yazısını ve hatta eski Sümerceyi öğrenmiş bir kral olmakla övünürdü; yazıtlarında kendini "eski bilgeliğin gizlerine vakıf" bir hükümdar olarak tanımlaması, kütüphane projesinin yalnızca bir prestij simgesi değil, kişisel bir entelektüel tutkunun da ürünü olduğuna işaret eder. 19. yüzyıl ortasında Ninova'da yapılan kazılarda 30.000'i aşkın tablet parçası gün ışığına çıktı; kentin MÖ 612'deki yıkımı sırasında çıkan yangın, ironik biçimde kil tabletleri pişirip sertleştirerek onları binlerce yıl boyunca korumuş oldu.
Kaynaklar: [1]
George Smith ve Tufan Tabletinin Keşfi
1872'de İngiliz Asurolog George Smith, British Museum'daki tablet koleksiyonunu incelerken, bir geminin bir dağa oturup güvercin saldığını anlatan bir parçaya rastladı; Tekvin'deki Nuh Tufanı anlatısıyla çarpıcı paralellikler fark eden Smith, hikâyenin devamını bulmak için tablet parçalarını aramaya koyuldu ve nihayet Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletini -Aşurbanipal'ın kütüphanesine ait olduğunu- tamamladı. Smith'in bulgularını Londra'daki İncil Arkeolojisi Derneği'nde sunduğu oturuma dönemin başbakanı ve Canterbury Başpiskoposu'nun bile katılması, kadim Mezopotamya metinleri ile İncil arasındaki bu bağlantının Viktorya dönemi kamuoyunda yarattığı sarsıcı etkiyi gösterir. Smith, anlatının eksik kalan bölümlerini tamamlamak için bizzat Ninova'ya bir kazı seferi düzenledi ve -popüler anlatıya göre- yalnızca birkaç gün içinde tabletin kayıp parçasını bulmayı başardı; bu olağanüstü şans, dönemin gazetelerinde geniş yankı uyandırarak Asurolojiyi akademik çevrelerin ötesinde halkın da ilgi duyduğu bir alana dönüştürdü.
Kaynaklar: [2]
Kral, Baş Komutan, Baş Rahip: Asur Toplumu
Asur toplumu keskin biçimde askerileşmişti; kral aynı zamanda başkomutan ve Aşur tanrısının yeryüzündeki baş rahibi sayılırdı, savaş seferleri sık sık tanrının doğrudan emriyle gerçekleştirilen kutsal görevler olarak sunulurdu. Sarayların duvarlarını süsleyen kabartmalar, kralın av ve savaş başarılarını gerçekçi ayrıntılarla, adeta propaganda amaçlı belgeliyordu; bu kabartmalar yalnızca sanat eseri değil, yabancı elçilere ve tebaaya "itaatsizliğin bedeli budur" mesajını veren, bilinçli olarak tasarlanmış bir devlet iletişim aracıydı. Aslan avı sahneleri özellikle sık işlenirdi -kralın vahşi bir aslanı tek başına yenmesi, hem fiziksel cesaretin hem de kaosu düzene sokan kozmik bir gücün simgesi olarak sunulurdu.
Kaynaklar:
Naqia: Perde Arkasındaki Kraliçe
Asur toplumu keskin biçimde ataerkil olsa da, Kral Sanherib'in eşi ve Kral Asarhaddon'un annesi Naqia (Zakutu), imparatorluğun belgelenmiş en güçlü kadın figürlerinden biri olarak öne çıkar. Sanherib'in MÖ 681'de suikastla öldürülmesinin ardından, muhtemelen büyük ölçüde Naqia'nın etkisiyle, taht büyük kardeşler yerine oğlu Asarhaddon'a geçti; Asarhaddon'un saltanatı boyunca "Kralın Annesi" unvanıyla imparatorluk genelinde mülkler edinen Naqia, kendi adına inşaat projeleri başlatıp antlaşmalar imzalayan nadir Asurlu kadınlardan biri oldu. Asarhaddon'un ölümünün ardından, torunu Aşurbanipal'ın tahta güvenle geçmesini sağlamak için imparatorluk genelinde -yüksekten alçağa herkesi kapsayan- bir sadakat antlaşması dayattı; bu, bir kadının Asur tarihinde bu denli açık ve resmî bir siyasi güç kullanmasının ender belgelenmiş örneklerinden biridir.
Kaynaklar: [5]
Tartışma: Hesaplanmış Terör mü, Abartılmış Bir Ün mü?
Asur'un "tarihin en acımasız imparatorluğu" imgesi, modern tarihçiler arasında bir kaynak eleştirisi tartışmasına da konu olur. Bir görüşe göre bu vahşet bilinçli bir devlet stratejisiydi: II. Aşurnasirpal'ın esirleri yüzüp kazığa oturttuğunu bizzat övünerek anlatması gibi kayıtlar, kırsal nüfusu hedef alan gösterişli katliamların, kuşatma altındaki başkentleri çarpışmadan teslim olmaya ikna etmeyi amaçlayan hesaplı bir psikolojik savaş taktiği olduğunu gösterir. Diğer tarihçiler ise Asur'un çağdaşı diğer imparatorluklardan (Mısır, Hitit) gerçekte çok daha kanlı olup olmadığının belirsiz olduğunu, yalnızca Asurluların zaferlerini taş kabartmalara ve yazılı kayıtlara -bilinçli bir propaganda kaygısıyla- son derece ayrıntılı biçimde işlemiş olmalarının, imparatorluğun "acımasızlık ününü" diğer imparatorluklara kıyasla orantısız biçimde büyüttüğünü savunur; bu tartışma, antik şiddetin ölçülmesinin aslında dönemin kayıt tutma alışkanlıklarına ne denli bağlı olduğunu gözler önüne serer. Her iki görüş de şu noktada birleşir: Asur kayıtlarının bu denli ayrıntılı ve gururla anlatılmış olması, şiddetin en azından kraliyet ideolojisinin merkezi ve bilinçli bir parçası olduğunu -rastlantısal ya da örtbas edilmesi gereken bir yan etki değil, aksine sergilenmesi gereken bir güç göstergesi olarak görüldüğünü- tartışmasız biçimde ortaya koyar.
Kaynaklar: [3]
Ninova'nın Düşüşü
MÖ 612'de Babil Kralı Nabopolassar önderliğindeki Babil-Med ittifakı, yıllardır biriken isyanları ve düşmanlıkları bir araya getirerek başkent Ninova'yı kuşattı ve yıktı; Babil ilan ettiği savaş gerekçesinde, kendi topraklarının yağmalanmasının ve Babil'deki Esagila Tapınağı'nın soyulmasının öcünü aldığını duyurdu. Kentin düşüşünün ardından imparatorluk hızla dağıldı; son Asur kralı II. Aşur-uballit, başkenti Harran'a taşıyarak birkaç yıl daha direnmeye çalıştıysa da, MÖ 609'da Mısır'dan gelen -ironik biçimde eski düşmanı Asur'u desteklemeye çalışan- bir yardım ordusunun da yetersiz kalmasıyla son direniş de kırıldı ve devlet tamamen tarih sahnesinden silindi. Bu denli güçlü bir imparatorluğun bu kadar hızlı çökmesi, biriken düşmanlıkların ne denli derin olduğunun da bir kanıtı olarak kabul edilir; yıkımın ardından Ninova o denli tam bir terk edilmişliğe uğradı ki, kent birkaç yüzyıl içinde bölge halkının hafızasından neredeyse tümüyle silindi ve konumu ancak 19. yüzyıl kazılarıyla yeniden kesin olarak belirlenebildi.
Kaynaklar: [4]
Miras
Kil tabletlerden oluşan Ninova Kütüphanesi, Gılgamış Destanı dahil binlerce Mezopotamya metnini günümüze taşıyarak, Asur'un askeri mirasından bağımsız, kendi başına paha biçilmez bir entelektüel miras bıraktı; Sir Austen Henry Layard ve yardımcısı Hormuzd Rassam'ın 1840'lardan 1930'lara uzanan kazıları, bu koleksiyonu yeniden gün ışığına çıkararak modern Asuroloji biliminin temelini attı. Kabartmalı saray duvarları ise savaş sahnelerini gerçekçi biçimde betimleyen ilk anıtsal sanat örnekleri olarak, hem askeri tarih hem sanat tarihi açısından döneminin en zengin görsel kaynağını oluşturur. Modern Irak topraklarında yaşayan Asuri Hristiyan azınlık toplulukları, kendilerini bugün de doğrudan bu antik imparatorluğun kültürel ve dilsel mirasçısı olarak tanımlar; bu süreklilik iddiası, Asur'un yalnızca arkeoloji kitaplarında kalan bir uygarlık değil, günümüzde hâlâ yaşayan bir kimlik referansı olduğunu gösterir.
Kaynaklar:
Kilit Olaylar Kronolojisi
Asurlu tüccarlar Anadolu'da Kaniş karumu gibi ticaret kolonileri kurdu.
II. Aşurnasirpal, Kalhu'yu (Nimrud) yeni başkent olarak inşa etti.
II. Sanherib, Kudüs'ü kuşattı ancak şehri ele geçiremedi.
Aşurbanipal, Mısır'ın başkenti Thebes'i fethetti; imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı.
Babil ve Med orduları Ninova'yı yakıp yıktı.
Son Asur direnişinin de kırılmasıyla imparatorluk tamamen sona erdi.
Kaynaklar ve ileri okuma
Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.
- World History Encyclopedia — "Library of Ashurbanipal"
Kütüphanenin kuruluşu, kapsamı ve yıkımı.
- The BAS Library — "George Smith's Other Find: The Babylonian Flood Tablet"
George Smith'in 1872'deki tufan tableti keşfi.
- Along the Silk Road — "Praised for Its Effectiveness, Lamented for Its Cruelty: The Assyrian Army"
Asur terör taktikleri ve tarihyazımı tartışması.
- Wikipedia — "Fall of Nineveh"
MÖ 612'de Ninova'nın düşüşü ve Babil-Med ittifakı.
- World History Encyclopedia — "Zakutu"
Naqia/Zakutu'nun siyasi rolü ve sadakat antlaşması.
Görseller



Sık Sorulan Sorular
Gılgamış Destanı'ndaki tufan hikâyesi Nuh Tufanı'ndan önce mi yazıldı?
Evet -Gılgamış Destanı'nın tufan bölümü, Tevrat'ın yazıya geçirilmesinden yüzlerce yıl önce, MÖ 7. yüzyıla (hatta köklerinde MÖ 2. binyıla) tarihlenir. Bu, iki anlatı arasındaki çarpıcı paralelliklerin (gemi inşası, hayvanların toplanması, kuş gönderme motifi) doğrudan bir etkileşim mi yoksa bölgesel bir ortak sözlü gelenekten mi kaynaklandığı sorusunu akademik tartışmada canlı tutar.
Asur ordusunun kuşatma teknolojisi rakiplerinden nasıl üstündü?
Asurlular, tekerlekli ve zırhlı kuşatma kuleleri ile ucu demirle güçlendirilmiş koçbaşlarını sistematik biçimde birlikte kullanan, döneminin en gelişmiş kuşatma mühendisliğine sahipti; bu araçlar surların hem üstünden hem tabanından eşzamanlı saldırı imkânı sağlıyordu. Ayrıca ordu, düşman su kaynaklarını kesmek ve tünel açarak surların temelini çökertmek gibi teknikleri de sistematik olarak uyguluyor, bu da kuşatmaların çoğu zaman aylar yerine haftalar içinde sonuçlanmasını sağlıyordu.
Asur imparatorluğundan günümüze ulaşan en büyük kabartma eseri nerede sergileniyor?
Ninova ve Nimrud saraylarından çıkarılan dev boyutlu duvar kabartmalarının önemli bir bölümü, 19. yüzyıl kazılarının ardından Londra'daki British Museum'a taşındı ve bugün müzenin en çok ziyaret edilen bölümlerinden birini oluşturuyor. Bu eserlerin kimin mülkiyetinde kalması gerektiği -tıpkı Elgin Mermerleri tartışmasında olduğu gibi- Irak ile İngiltere arasında zaman zaman gündeme gelen bir kültürel miras tartışmasıdır.
