YazarYakın Çağ

Fyodor Dostoyevski

Yaşadığı Dönem1821–1881
Doğum YeriMoskova
AlanRoman, Psikolojik Analiz
Vasily Perov'un yaptığı, Dostoyevski'nin en tanınan portresi -Tretyakov Galerisi, Moskova.

Tablo, 1872Vasily Perov'un yaptığı, Dostoyevski'nin en tanınan portresi -Tretyakov Galerisi, Moskova.Vasily Perov, Wikimedia Commons (Public Domain)

İçindekiler

Genel Bakış

Fyodor Dostoyevski (1821-1881), "Suç ve Ceza", "Karamazov Kardeşler" ve "Budala" gibi eserlerinde suç, inanç, özgür irade ve ahlaki sorumluluk gibi temaları karakterlerinin iç dünyasına inen benzersiz bir psikolojik derinlikle işleyerek modern romanın ve 20. yüzyıl varoluşçu felsefesinin öncülerinden biri oldu. Hayatı, edebi başarısı kadar kişisel travmalarla da örülüydü: genç yaşta idama mahkûm edilip son anda affedildi, dört yıl Sibirya'da ağır çalışma cezası çekti, epilepsi ve kumar bağımlılığıyla boğuştu; bu deneyimlerin doğrudan izlerini taşıyan eserleri, onu yalnızca bir romancı değil, insan ruhunun karanlık köşelerini haritalayan bir düşünür olarak da tarihe geçirdi. Moskova'da bir askeri hastane doktorunun oğlu olarak dünyaya gelen Dostoyevski, önce askeri mühendislik eğitimi aldı, ancak kısa süre sonra bu mesleği bırakıp kendini tamamen edebiyata adadı.

Kaynaklar:

İlk Başarı: "İnsancıklar" ve Belinski'nin Övgüsü

Dostoyevski'nin 15 Ocak 1846'da "Petersburg Derlemesi" almanağında yayımlanan ilk romanı "İnsancıklar" (Bednye Lyudi), yayımlandığı anda Petersburg'da büyük bir sansasyon yarattı. Eser, yazar arkadaşı Dmitri Grigoroviç aracılığıyla dönemin en etkili edebiyat eleştirmeni Vissarion Belinski'nin eline ulaştı; Belinski, romanı Rusya'nın ilk "toplumsal romanı" olarak nitelendirip Dostoyevski'yi Rus edebiyatının yeni büyük yeteneği ilan etti. Yirmili yaşlarının başındaki genç yazar, bir gecede edebiyat çevrelerinin gözdesi haline geldi; ne var ki bu erken şöhret, birkaç yıl sonra patlak verecek siyasi krizle kısa sürede yerini çok farklı bir kadere bırakacaktı.

Kaynaklar: [2]

Petraşevski Çevresi ve Sahte İdam (1849)

1840'ların sonunda Dostoyevski, ütopik sosyalist fikirleri tartışan ve yasak metinleri (Belinski'nin Gogol'e yazdığı, Kilise ve Çarlık rejimini eleştiren mektup dahil) okuyan Petraşevski Çevresi'ne katıldı. 23 Nisan 1849'da çevrenin otuz beş üyesiyle birlikte tutuklanıp Petro-Pavel Kalesi'ne kapatıldı; sekiz aylık tutukluluğun ardından 16 Kasım 1849'da Dostoyevski ve yirmi bir kişi kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırıldı. 22 Aralık 1849'da mahkûmlar hiçbir uyarı yapılmadan Semyonovski Meydanı'na götürülüp idam kararı okundu ve son ayin verildi; tam infaz anında -mahkûmlar zaten gözleri bağlı, kazıklara bağlanmış haldeyken- bir ulak yetişip Çar'ın cezaları hafiflettiğini bildirdi. Bu sahte idam sahnesi mahkûmlara önceden haber verilmeden, cezanın bir parçası olarak kasıtlı şekilde sahnelenmişti; mahkûmlardan biri bu şokun etkisiyle kalıcı olarak aklını kaybetti, Dostoyevski içinse bu deneyim hayatı boyunca eserlerinde tekrar tekrar işleyeceği bir ölüm ve kurtuluş saplantısının kaynağı oldu.

Kaynaklar: [1]

Sibirya Sürgünü ve "Ölüler Evinden Notlar"

İdamı dört yıllık Sibirya'da ağır çalışma cezasına (katorga) çevrilen Dostoyevski, Omsk'taki bir cezaevinde adi suçlulardan oluşan mahkûmlarla birlikte zincire vurulu biçimde çalıştırıldı; bu dönemde epilepsi nöbetlerinin de şiddetlendiği bilinir. Sürgün deneyimini büyük ölçüde otobiyografik unsurlarla kurmaca bir çerçeveye oturttuğu "Ölüler Evinden Notlar" (1860-62), Rus hapishane koşullarını dışarıya ilk kez bu denli çıplak biçimde aktaran eserlerden biri oldu ve dönemin -Tolstoy dahil- pek çok yazarınca hayranlıkla karşılandı. Sibirya deneyimi aynı zamanda Dostoyevski'nin siyasi görüşlerinde kalıcı bir dönüşüme yol açtı: gençliğindeki Batıcı, radikal eğilimlerden uzaklaşıp giderek daha muhafazakâr, Ortodoks Hristiyanlığa ve Rus milliyetçiliğine yakın bir düşünce çizgisine kaydı.

Kaynaklar:

Suç ve Ceza (1866)

1866'da "Rus Habercisi" dergisinde tefrika halinde yayımlanan "Suç ve Ceza", yoksul eski öğrenci Rodion Raskolnikov'un, bazı "olağanüstü" bireylerin -tıpkı Napolyon gibi- sıradan ahlaki kuralların üzerinde olduğuna inandığı kendi geliştirdiği teoriyle işlediği cinayetin ardından yaşadığı vicdan azabını ve psikolojik çözülmeyi anlatarak suç edebiyatının ve psikolojik romanın en etkili örneklerinden birini oluşturdu. Roman, aynı zamanda Dostoyevski'nin kişisel mali krizinin de ürünüydü: yazar, borçlarını ödeyebilmek için yayıncısıyla imzaladığı ağır bir sözleşme gereği, romanı tefrika halinde teslim etmek zorundaydı ve bu baskı altında aynı yıl "Kumarbaz" adlı kısa romanını da stenograf yardımıyla yalnızca dört haftada tamamlamak zorunda kaldı. Roman yayımlandığı andan itibaren geniş okur kitlesince büyük ilgiyle karşılandı ve Dostoyevski'yi, "İnsancıklar"ın ardından yaşadığı yirmi yıllık maddi ve edebi sıkıntının ardından yeniden Rus edebiyatının en önde gelen isimlerinden biri konumuna taşıdı.

Kaynaklar:

Kumar Bağımlılığı ve Anna Grigoryevna

"Kumarbaz" romanının yazımı sırasında Dostoyevski'ye stenograf olarak atanan yirmi yaşındaki Anna Grigoryevna Snitkina, 4-29 Ekim 1866 arasındaki yoğun çalışmanın ardından yazarın eşi oldu. Evliliklerinin ilk yıllarında çift, alacaklılardan kaçmak amacıyla Batı Avrupa'da uzun bir süre yaşadı; bu dönemde Dostoyevski'nin rulet bağımlılığı doruğa çıktı -özellikle Baden-Baden'de art arda büyük paralar kaybetti, hamile ve henüz yirmi bir yaşındaki Anna'nın nişan yüzüğüne, küpelerine ve giysilerine varana kadar pek çok eşyayı rehine vermek zorunda kaldılar. Anna, kumarı kocasının günlük yazma baskısından bir tür katarsis olarak gördüğünü sonradan anılarında yazacaktı; Rusya'ya döndükten sonra günde on dört saat çalışarak hem stenograf hem sekreter hem de aile bütçesinin yöneticisi olarak Dostoyevski'nin geri kalan kariyerinin mali istikrarını sağladı ve bağımlılığın nihayet kontrol altına alınmasında belirleyici bir rol oynadı.

Kaynaklar: [3]

Budala ve Ecinniler: Diğer Büyük Romanlar

1868-69'da "Rus Habercisi" dergisinde tefrika edilen "Budala", İsviçre'de epilepsi tedavisi gördükten sonra Rusya'ya beş parasız dönen soylu Prens Lev Mışkin'in, çevresindeki yozlaşmış toplumla çelişen saf ve merhametli karakteri üzerinden "gerçek bir Hristiyan sevgisi" idealini dönemin Rus toplumunun sert gerçekliğiyle sınamayı amaçlar; Dostoyevski romanı, kendi ifadesiyle "tamamen güzel bir insan" yaratma girişimi olarak tasarlamıştı. 1872'de yayımlanan "Ecinniler" ise, felsefe, teoloji, ahlak ve Rus siyasetini iç içe geçirerek bir taşra kasabasını ele geçiren nihilist bir devrimci grubu konu alır; romanın karizmatik ve manipülatif lideri Pyotr Verhovenski karakteri, doğrudan gerçek yaşamdaki anarşist-komünist devrimci Sergey Neçayev'den esinlenmiştir. Her iki roman da, Dostoyevski'nin olgunluk döneminin Suç ve Ceza ile Karamazov Kardeşler arasındaki felsefi ve psikolojik derinliğini pekiştiren temel yapıtları arasında sayılır.

Kaynaklar: [6]

Karamazov Kardeşler ve Büyük Engizisyoncu

Son ve en kapsamlı romanı "Karamazov Kardeşler" (1880), üç kardeş üzerinden inanç, şüphecilik ve ahlak arasındaki gerilimi felsefi bir derinlikle işler; romanın içine yerleştirilmiş "Büyük Engizisyoncu" bölümü -Isa'nın 16. yüzyıl İspanyası'na geri döndüğünü ve bir Engizisyon lideri tarafından sorgulandığını anlatan bağımsız bir parabol- özgür irade, otorite ve din felsefesi üzerine yazılmış en çok tartışılan metinlerden biri haline geldi. Eser, Freud'un psikanalitik kuramını ve Nietzsche'nin ahlak felsefesini de etkileyen bir başyapıt olarak kabul edilir; Dostoyevski, romanı tamamladıktan kısa süre sonra, 1881'de Petersburg'da hayatını kaybetti.

Kaynaklar:

Puşkin Nutku (1880) ve Rus Milliyetçiliği

20 Haziran 1880'de Moskova'da Puşkin Anıtı'nın açılışında verdiği ve dönemin Rus kamuoyunda olağanüstü bir yankı uyandıran "Puşkin Nutku", Dostoyevski'yi yaşayan bir kâhin mertebesine yükseltti; konuşma görünürde Puşkin'i övüyordu, ama esasen Rusya'nın kendine özgü ruhani misyonu ve "tüm insanlığı kucaklayan" evrensel Rus kimliği üzerine bir manifestoya dönüşmüştü. Nutuk, dönemin Rus basınında hem coşkuyla alkışlandı hem de -özellikle Batıcı çevrelerce- sert biçimde eleştirildi; bu tartışma, Dostoyevski'nin son yıllarında yazdığı "Bir Yazarın Günlüğü" ile birlikte Rus kamuoyunda derin bir kutuplaşmaya yol açtı. Bazı araştırmacılar, nutukta geçen "Ari halkların ruhani birliği" gibi ifadelerde dönemin Orta Avrupa kökenli Yahudi karşıtı düşüncelerinin izlerini sürer.

Kaynaklar: [4]

Tartışma: Dostoyevski'nin Karanlık Yüzü — Yahudi Karşıtlığı ve Hümanist Miras Nasıl Bağdaşır?

Dostoyevski araştırmalarının en tartışmalı başlıklarından biri, yazarın kurgusal eserlerindeki derin insani şefkat ile gazetecilik yazılarında (özellikle "Bir Yazarın Günlüğü"nde) sık sık karşılaşılan Yahudi karşıtı ve aşırı milliyetçi ifadelerin nasıl bağdaştırılacağıdır. David I. Goldstein gibi araştırmacılar, Dostoyevski'nin gazetecilik yazılarındaki Yahudi karşıtı söylemi kurgusal eserlerinden ayrı tutulamayacak, yazarın dünya görüşünün tutarlı bir parçası olarak değerlendirir ve bu yönünün eleştirmenlerce çoğu zaman göz ardı edildiğini savunur. Buna karşılık Joseph Frank gibi biyografi yazarları, bu görüşleri dönemin Rus entelektüel ortamının yaygın önyargılarının bir yansıması olarak bağlamsallaştırmayı, ancak yazarın kurgusundaki evrensel insani anlayışın -örneğin "Karamazov Kardeşler"deki adalet ve merhamet temalarının- bu önyargılarla basitçe özdeşleştirilemeyecek kadar karmaşık ve çoğu zaman çelişkili olduğunu vurgular. Güncel Dostoyevski araştırmalarında bu gerilim çözülmüş değildir; yazarın hem 19. yüzyıl Rus milliyetçiliğinin sorunlu yönlerini taşıyan hem de insan psikolojisi üzerine evrensel bir içgörü sunan çift yönlü mirası, akademik tartışmanın süregelen bir konusu olmaya devam eder.

Kaynaklar: [5]

Miras ve Etkisi

Kumar bağımlılığı ve epilepsi gibi kişisel zorluklarla boğuşan hayatına rağmen ürettiği eserler, 20. yüzyıl varoluşçu felsefesini (Sartre, Camus) ve psikanalizi derinden etkiledi; Nietzsche, Dostoyevski'yi kendisine "psikoloji dersi veren tek kişi" olarak tanımlamıştı. Sigmund Freud, 1928'de "Karamazov Kardeşler" üzerine yazdığı "Dostoyevski ve Baba Katli" başlıklı makalesinde, romandaki baba katli temasını yazarın kendi Oidipus kompleksi ve epilepsisiyle ilişkilendirerek edebiyat psikanalizinin en çok tartışılan metinlerinden birini kaleme aldı. Bugün Rusya'nın ve dünya edebiyatının en çok okunan, en çok çevrilen ve akademik olarak en çok incelenen yazarlarından biri olan Dostoyevski, insan psikolojisinin karanlık ve çelişkili yönlerine dair sunduğu derinlikli inceleme sayesinde hâlâ modern romanın ve ahlak felsefesinin vazgeçilmez referans noktalarından biri olarak okutuluyor.

Kaynaklar: [7]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. UBC Wiki — "The Mock-execution of Fyodor Dostoevsky"

    Petraşevski Çevresi tutuklaması ve sahte idam sahnesinin ayrıntıları.

  2. The London Magazine — "Dostoevsky and Poor Folk"

    "İnsancıklar"ın yayımlanışı ve Belinski'nin tepkisi.

  3. The Conversation — "How Dostoevsky overcame his gambling addiction"

    Anna Grigoryevna ile evliliği, Baden-Baden'deki kumar bağımlılığı.

  4. Wikipedia (İngilizce) — Dostoevsky's Pushkin Speech

    1880 Puşkin Nutku'nun içeriği ve aldığı tepkiler.

  5. Commentary Magazine — "Dostoevsky and the Jews, by David I. Goldstein"

    Dostoyevski'nin Yahudi karşıtlığı üzerine tarih yazımı tartışması.

  6. Wikipedia (İngilizce) — The Idiot / Demons

    Budala ve Ecinniler romanlarının konusu ve arka planı.

  7. Wikipedia (İngilizce) — Dostoevsky and Parricide

    Freud'un 1928 tarihli "Dostoyevski ve Baba Katli" makalesi.

Sık Sorulan Sorular

Dostoyevski'nin epilepsisi eserlerine nasıl yansıdı?

Dostoyevski, gençliğinden itibaren epilepsi nöbetleri geçiriyordu; bu deneyimi "Budala" romanındaki Prens Mışkin ve "Karamazov Kardeşler"deki Smerdyakov gibi karakterlere doğrudan yansıttı. Nöbet öncesi yaşadığı, kendi ifadesiyle "olağanüstü bir aydınlanma ve uyum hissi" veren kısa anları, bazı karakterlerinin mistik deneyimlerinin edebi kaynağı oldu.

Dostoyevski hangi dillere ve ne zaman çevrildi?

Dostoyevski'nin eserleri 19. yüzyıl sonunda Fransızca ve Almancaya, 20. yüzyıl başında ise İngilizceye (özellikle Constance Garnett'in çevirileriyle) yaygın biçimde kazandırıldı. Bugün dünyanın hemen her diline çevrilmiş olan eserleri, özellikle Fransa ve Almanya'daki varoluşçu ve psikanalitik düşünce çevrelerinde 20. yüzyıl başında büyük ilgi gördü.

Dostoyevski'nin ölümünden sonra ailesi ne oldu?

Eşi Anna Grigoryevna, 1881'deki ölümünün ardından kocasının eserlerinin yayın haklarını ve mirasını uzun yıllar titizlikle yönetti, anılarını ve günlüklerini yayımladı; Dostoyevski'nin bugün bilinen biyografik ayrıntılarının önemli bir kısmı doğrudan Anna'nın tuttuğu kayıtlara dayanır.