SavaşYakın Çağ

Boer Savaşları

Tarih1880–81, 1899–1902
Taraflarİngiltere – Boer Cumhuriyetleri (Transvaal, Orange)
Sonuçİngiliz Zaferi, Toplama Kampı Uygulaması
İngiliz askerlerinin ateş altında ponton köprü kurması, İkinci Boer Savaşı.

Fener slaydı, 1900İngiliz askerlerinin ateş altında ponton köprü kurması, İkinci Boer Savaşı.Unknown authorUnknown author, Wikimedia Commons (Public Domain)

İçindekiler

Genel Bakış

Boer Savaşları, Güney Afrika'ya 17. yüzyılda yerleşmiş Hollandalı kökenli çiftçi topluluğu Boerler ile İngiltere arasında iki ayrı dönemde (1880-81 ve 1899-1902) yaşanan; İngiltere'nin bölgedeki altın ve elmas kaynaklarını kontrol etme amacıyla yürüttüğü ve sivil halka yönelik toplama kampı uygulamasıyla da tarihe kanlı bir iz bırakan savaşlardır. İkinci Boer Savaşı'ndaki toplama kampları -hem Boer hem siyah Afrikalı sivilleri kapsayan- yirminci yüzyılın kitlesel enterne uygulamalarının en erken ve en tartışmalı öncüllerinden biri olarak tarihe geçti. Savaş, görünürde küçük bir sömürge çiftçi halkı ile dönemin en güçlü emperyal ordusu arasında eşitsiz bir çatışma olsa da, hem askeri tarih açısından (gerilla taktikleri, dünyanın ilk büyük ölçekli konsantrasyon kampı uygulaması) hem de siyasi miras açısından (apartheid rejiminin uzak kökenleri) yirminci yüzyılı derinden etkileyen sonuçlar doğurdu.

Kaynaklar:

Boerlerin Kökeni ve Göçü

Boerler (veya Afrikanerler), 17. yüzyılda Hollanda Doğu Hindistan Şirketi tarafından Güney Afrika'nın ucuna yerleştirilen çiftçi topluluklarıydı; 19. yüzyılda İngiltere'nin bölgeyi ilhak etmesi üzerine, İngiliz yönetiminden bağımsız kalmak isteyen Boerler içerilere -"Büyük Göç" (Great Trek) adı verilen, 1830'larda binlerce Boer ailesinin öküz arabalarıyla iç bölgelere yayıldığı bir süreçle- göç ederek Transvaal ve Orange Özgür Devleti adlı bağımsız cumhuriyetler kurdu. Bu göç sırasında Boerler yerli Zulu ve diğer Afrika halklarıyla sık sık şiddetli çatışmalara girdi; Büyük Göç, Afrikaner ulusal kimliğinin kurucu efsanelerinden biri haline gelerek, yirminci yüzyılda apartheid ideolojisinin kendi meşruiyetini inşa etmekte de sıkça başvurduğu bir tarihsel referans noktasına dönüştü.

Kaynaklar:

Jameson Baskını: Savaşın Provokasyonu

1895 sonunda, İngiliz sömürge yöneticisi Leander Starr Jameson'ın -milyoner emperyalist Cecil Rhodes'un doğrudan desteğiyle- Transvaal Cumhuriyeti'ni devirmeyi amaçlayan gayriresmî bir baskın girişimi tamamen başarısızlıkla sonuçlandı. Baskın, Transvaal'daki göçmen madenci topluluğundan (Uitlander) beklenen desteği bulamadı ve kolayca bastırıldı; ancak olay Rhodes'u siyasi olarak itibarsızlaştırırken, İngilizler ile Boerler arasındaki karşılıklı güvensizliği o denli derinleştirdi ki, tarihçiler bu baskını 1899'daki İkinci Boer Savaşı'nın en belirleyici tetikleyici nedenlerinden biri olarak kabul eder.

Kaynaklar: [1]

Altın ve Elmasın Rolü

1880'lerde Transvaal'da devasa altın yataklarının bulunması, İngiltere'nin bölgeye olan ilgisini kökten değiştirdi; İngiliz madencilik şirketleri ve İngiliz emperyalizminin sömürge politikacıları (Cecil Rhodes gibi), bu zenginliği kontrol etmek için Boer cumhuriyetlerini ilhak etme baskısını artırdı. Transvaal'ın yabancı madenci nüfusuna (Uitlanders) siyasi hak tanımayı reddetmesi, İngiltere'ye savaşı haklı çıkarmak için kullanışlı bir bahane sağladı; ancak tarihçilerin çoğu bu "siyasi haklar" söyleminin, asıl amacı altın kaynaklarının doğrudan İngiliz kontrolüne geçmesini sağlamak olan bir emperyal genişlemenin üstünü örten ikincil bir gerekçe olduğunu kabul eder. Transvaal'ın Witwatersrand bölgesi kısa sürede dünyanın en zengin altın yatağı haline geldi ve bu ekonomik cazibe, İngiltere'nin bölgesel siyasetteki tutumunu köklü biçimde sertleştirdi.

Kaynaklar:

II. Boer Savaşı ve Gerilla Direnişi

1899-1902 arasındaki İkinci Boer Savaşı'nda, sayıca ve teknoloji olarak çok daha üstün İngiliz ordusu karşısında Boerler, at sırtında hareket eden esnek gerilla birlikleriyle uzun süre etkili bir direniş gösterdi; bu, dönemin en büyük emperyal gücüne karşı küçük bir halkın sürdürdüğü asimetrik savaşın erken örneklerinden biriydi. Boer "komando" birlikleri, büyük meydan muharebelerinden kaçınıp baskın ve pusu taktikleriyle İngiliz lojistik hatlarını yıprattı; bu etkili direniş, İngiliz komutanlığını sivil desteği tamamen kesecek çok daha acımasız bir stratejiye yöneltti. Savaşın başında İngiliz ordusu, sömürge savaşlarında alışık olduğu geleneksel taktiklerle Boerleri hafife aldı ve Ladysmith, Kimberley ve Mafeking kuşatmalarında ağır kayıplar verdi; İngiltere ancak yüz binlerce takviye asker (sömürgelerden gelen birlikler dahil) göndererek ve komutayı değiştirerek savaşın seyrini kendi lehine çevirebildi -bu da küçük bir çiftçi halkının, döneminin en büyük emperyal ordusuna karşı beklenenden çok daha uzun bir direniş gösterdiğinin somut kanıtıdır.

Kaynaklar:

Toplama Kampları: Emily Hobhouse'un İfşaatı

İngiliz ordusu, Boer gerillalarına verilen sivil desteği kesmek amacıyla "yakılmış toprak" taktiği uygulayarak Boer çiftliklerini yaktı ve yüz binlerce Boer kadın, çocuk ve yaşlıyı "toplama kampları" adı verilen kamplara topladı. İngiliz refah kampanyacısı Emily Hobhouse, 1901'de iki Boer cumhuriyetini dört ay boyunca bizzat gezerek kamplardaki yetersiz beslenme ve hijyen koşullarını belgeleyen sarsıcı bir rapor yayımladı; bu rapor üzerine İngiliz siyasetçi Lloyd George hükümeti "imha politikası" uygulamakla, Campbell-Bannerman ise "barbarlık yöntemleri" kullanmakla suçladı. Resmî rakamlara göre kamplarda 4.177 kadın, 22.074 on altı yaş altı çocuk ve 1.676 erkek olmak üzere yaklaşık 28.000 Boer hayatını kaybetti; ölümlerin ezici çoğunluğunu oluşturan çocuklar, bu felaketin en çok tartışılan boyutunu oluşturur. Kamplardaki asıl ölüm nedeni doğrudan şiddet değil, aşırı kalabalık çadırlarda hızla yayılan kızamık, tifo ve dizanteri gibi bulaşıcı hastalıklardı; yetersiz gıda tayınları ve temiz su eksikliği bu salgınları daha da ölümcül hale getirdi. Hobhouse'un ısrarlı çabaları sonucunda İngiliz hükümeti nihayet bağımsız bir kadın komisyonu (Fawcett Komisyonu) göndermek zorunda kaldı; bu komisyonun kendi bulguları da Hobhouse'un iddialarını büyük ölçüde doğrulayınca, kamp koşullarında kısmi iyileştirmeler yapıldı.

Kaynaklar: [2]

Unutulan Kamplar: Siyah Afrikalı Sivillerin Kaderi

Tarih yazımında uzun süre gölgede kalan bir gerçek, İngilizlerin Boer kamplarına paralel olarak -Transvaal'da 37, Orange Nehri Kolonisi'nde 29 tane olmak üzere- ayrı "siyah" toplama kampları da kurduğudur; bu kamplar zirve döneminde tahminen 115.000 kişiyi barındırıyordu ve koşulları çoğu zaman Boer kamplarından bile daha kötüydü. Resmî kayıtlara göre en az 14.000, muhtemelen 20.000'e yakın siyah Afrikalı bu kamplarda öldü -ölümlerin yaklaşık %81'i çocuklardı- ancak bu ölümler dönemin İngiliz kamuoyunda neredeyse hiç tepki uyandırmadı ve yüzyıl boyunca tarih anlatısının kenarında kaldı. Bu susturulmuş acı, savaşın yalnızca "iki beyaz taraf" arasında bir çatışma olarak hatırlanmasının, kendisi de bir tarihsel seçicilik biçimi olduğunu gösterir.

Kaynaklar: [3]

Tartışma: "Histerik" Hobhouse mu, Vicdan Sesi mi?

Emily Hobhouse'un raporları yayımlandığında, İngiliz ordusu ve sömürge yetkilileri onu bir tehdit olarak gördü ve itibarını "aşırı duygusal, histerik bir kadın" imgesiyle zedelemeye çalıştı; bu, kadın insan hakları savunucularının erkek egemen kurumlarca itibarsızlaştırılmasının klasik bir örneği olarak tarihçilerce sıkça anılır. Bazı çağdaş İngiliz yetkilileri kamp koşullarının kasıtlı bir imha politikasından çok, savaş lojistiğinin yetersizliğinden ve öngörülemeyen bir tifo salgınından kaynaklandığını savunurken, diğer tarihçiler yetersiz kaynak tahsisinin bizzat kendisinin -sivillerin hayatına gösterilen kayıtsızlığın bir yansıması olarak- bir tür ihmalkâr sorumluluk oluşturduğunu ileri sürer. Bu tartışma, savaş zamanı sivil kayıplarının "kasıt" ile "ihmal" arasındaki bulanık sınırda nasıl değerlendirilmesi gerektiği sorusunu tarih yazımının merkezine taşır.

Kaynaklar: [2]

Vereeniging Antlaşması ve Apartheid'in Tohumları

Savaş, 31 Mayıs 1902'de imzalanan Vereeniging Antlaşması'yla İngiliz zaferi ve Boer cumhuriyetlerinin İngiliz İmparatorluğu'na katılmasıyla sona erdi; Boerler yıkılan çiftlikleri için tazminat, kendi dillerini okullarda ve mahkemelerde kullanma hakkı ve mümkün olan en kısa sürede özerklik karşılığında silah bırakmayı kabul etti. Ancak antlaşmanın sekizinci maddesi, siyah ve melez nüfusun oy hakkı meselesini -Boerlerin kendi özerkliğine kavuşmasından sonraya, yani fiilen Boer azınlığın insafına- erteledi; bu madde, on yıl sonra kurulacak Güney Afrika Birliği'nin ve nihayetinde 1948'den itibaren resmileşecek apartheid rejiminin hukuki tohumlarından birini oluşturdu. Antlaşma ayrıca Boerlere savaş sırasında yıkılan çiftlik ve binalar için 3 milyon sterlinlik bir yeniden yapılanma fonu tahsis etti ve genel af ilan ederek savaşan tarafların silahsızlandırılmasını öngördü; bu cömert koşullar, İngiltere'nin -en azından beyaz Boer nüfusuyla- kalıcı bir düşmanlık yerine hızlı bir siyasi uzlaşmayı tercih ettiğini gösterir.

Kaynaklar: [4]

Miras

Toplama kamplarındaki insani felaket dönemin İngiliz kamuoyunda da büyük bir ahlaki tartışma yarattı ve emperyal savaş yürütme yöntemlerine dair uluslararası hukukta sonraki düzenlemelere zemin hazırladı. Boer-İngiliz gerilimi, 1910'da kurulan Güney Afrika Birliği'nin ve sonraki apartheid rejiminin kökenindeki Afrikaner-İngiliz ayrımının uzun vadeli mirasını şekillendirdi; Boer direnişinin kendisi de, yirminci yüzyıl boyunca sömürge karşıtı hareketlere ilham veren erken bir asimetrik savaş örneği olarak askeri tarih yazımında incelenmeye devam ediyor. Savaşın Güney Afrika'nın çok ırklı kolektif hafızasındaki yeri de zaman içinde değişti: uzun süre yalnızca "beyazlar arası bir savaş" olarak anılan çatışma, apartheid sonrası dönemde tarihçiler ve müzeler tarafından, siyah Afrikalıların hem asker hem sivil olarak oynadığı -uzun süre gizlenmiş- rolü de kapsayacak biçimde yeniden yazılmaya devam ediyor. Güney Afrika'daki Bloemfontein'daki Ulusal Kadınlar Anıtı gibi savaş sonrası dikilen anıtlar da, uzun yıllar yalnızca Boer acısını anarken, günümüzde siyah kurbanları da içeren daha kapsayıcı bir hafıza siyasetine doğru evrilmeye devam ediyor.

Kaynaklar:

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia — "Jameson Raid"

    1895 baskını ve savaşın tetikleyici nedenleri.

  2. SA History Online — "Women & Children in White Concentration Camps during the Anglo-Boer War"

    Emily Hobhouse'un raporu ve ölüm rakamları.

  3. The Journalist — "Erasure of black suffering in Anglo-Boer War"

    Siyah Afrikalı toplama kampları ve tarih yazımındaki görünmezlik.

  4. Wikipedia — "Treaty of Vereeniging"

    Antlaşma maddeleri ve oy hakkı meselesinin ertelenmesi.

Sık Sorulan Sorular

"Konsantrasyon kampı" terimi ilk kez Boer Savaşı'nda mı kullanıldı?

Terimin kendisi daha önce İspanya'nın Küba'daki "reconcentrado" politikasında (1896-97) da kullanılmıştı, ancak Boer Savaşı kampları -ölçekleri, süreleri ve uluslararası kamuoyunun (özellikle Hobhouse'un raporları sayesinde) bunlara gösterdiği dikkat nedeniyle- terimi modern anlamıyla dünya kamuoyunun bilincine yerleştiren ilk büyük örnek olarak kabul edilir. Bu terim daha sonra 20. yüzyılın çok daha karanlık toplu enterne ve soykırım uygulamalarıyla ilişkilendirilecekti.

Boer Savaşı'nda İngiliz tarafında hangi ünlü isimler yer aldı?

Genç bir gazeteci olarak Boer Savaşı'nı izleyen Winston Churchill, 1899'da bir zırhlı trene yapılan saldırıda esir düştü -teslim olduğu Boer subayı, ileride Güney Afrika'nın ilk başbakanı olacak Louis Botha'ydı- ve dört hafta sonra Pretoria'daki kamptan haritasız, yerel dil bilmeden 500 kilometreyi aşan dramatik bir kaçışla İngiltere'de ünlendi; bu olay, onun sonraki siyasi kariyerinin ilk büyük kamuoyu tanınırlığını sağladı. Ayrıca yazar Arthur Conan Doyle, savaş sırasında gönüllü bir saha hastanesinde görev yaptı ve İngiliz askeri davranışını savunan bir kitap kaleme aldı.

Boer Savaşı sonrası Boerlerin siyasi konumu ne oldu?

Şaşırtıcı biçimde, savaşta İngilizlere karşı bir Boer generali olarak savaşan Louis Botha, yalnızca sekiz yıl sonra 1910'da kurulan Güney Afrika Birliği'nin ilk başbakanı olarak İngiliz İmparatorluğu içinde en üst siyasi makama yükseldi; kabinesinde görev alan diğer eski Boer generali Jan Smuts ise 1919'da onun yerine başbakan oldu ve iki dünya savaşında da İngiliz İmparatorluğu'nun önde gelen müttefik liderlerinden biri haline gelecekti. Bu hızlı uzlaşma, yenilen tarafın beyaz azınlık olması nedeniyle mümkün olmuştu -siyah çoğunluğa aynı siyasi entegrasyon hiçbir zaman sunulmadı.