Tarihi OlayÇağdaş Dönem

Hindistan'ın Bağımsızlığı

Bağımsızlık15 Ağustos 1947
Ana FigürlerGandhi, Nehru, Cinnah
SonuçHindistan ve Pakistan'ın Bağımsız Devletler Olarak Kuruluşu
Gandhi, Tuz Yürüyüşü'nün sonunda Dandi sahilinde tuz toplarken; arkasında oğlu Manilal Gandhi ve Mithuben Petit görülüyor.

Tarihi fotoğraf (5 Nisan 1930)Gandhi, Tuz Yürüyüşü'nün sonunda Dandi sahilinde tuz toplarken; arkasında oğlu Manilal Gandhi ve Mithuben Petit görülüyor.Bilinmeyen, Wikimedia Commons (Kamu malı)

İçindekiler

Genel Bakış

Hindistan'ın bağımsızlığı, 19. yüzyıl ortasından 1947'ye uzanan; İngiliz sömürge yönetimine karşı -büyük ölçüde Mahatma Gandhi'nin (bkz. Mahatma Gandhi) öncülük ettiği şiddetsiz direniş felsefesiyle yürütülen- uzun bir mücadelenin sonunda, Hindistan ve Pakistan'ın iki ayrı bağımsız devlet olarak kurulmasıyla sonuçlanan tarihi bir süreçtir. Bu zafer aynı zamanda insanlık tarihinin en büyük zorunlu göçlerinden birine ve yüz binlerce insanın ölümüne yol açan Bölünme'nin (Partition) trajedisiyle de iç içe geçmiştir. Hareket, Gandhi'nin şiddetsiz direnişinin yanı sıra Subhas Chandra Bose'un askeri girişiminden Jinnah'ın ayrı devlet talebine kadar birbirinden çok farklı stratejileri ve vizyonları bir araya getiren, tek bir kahramanın öyküsüne indirgenemeyecek kadar çok katmanlı bir süreçti.

Kaynaklar: [1] [2]

1857 Ayaklanması ve Doğrudan İngiliz Yönetimi

1857'deki büyük "Sipahi Ayaklanması" (Hindistan'da genellikle "1857 Bağımsızlık Savaşı" olarak anılır), İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin dolaylı yönetimine karşı geniş çaplı bir isyandı; isyan, şirket ordusundaki Hintli askerlerin (sipahilerin) dinî hassasiyetlerini görmezden gelen bir dizi uygulamayla -yeni fişeklerin domuz ve sığır yağıyla yağlandığı söylentisi de dahil- başlayıp hızla geniş bir halk ayaklanmasına dönüştü. Ayaklanma yaklaşık bir yıl süren kanlı çatışmaların ardından bastırıldı; sonucunda İngiltere, artık güvenilmez bulduğu Doğu Hindistan Şirketi'ni tasfiye edip Hindistan'ı doğrudan taç yönetimine (British Raj) aldı ve Kraliçe Victoria 1876'da "Hindistan İmparatoriçesi" unvanını aldı.

Kaynaklar:

Milliyetçi Hareketin Doğuşu

1885'te kurulan Hindistan Millî Kongresi, başlangıçta ılımlı bir reform talebiyle örgütlenirken, 20. yüzyıl başında giderek daha kararlı bir bağımsızlık talebine dönüştü. 13 Nisan 1919'da General Reginald Dyer komutasındaki İngiliz askerleri, Amritsar'daki Jallianwala Bahçesi'nde barışçıl biçimde toplanmış, tek çıkışı olan kapalı bir alandaki kalabalığa uyarısız ateş açtı; on-on beş dakika süren ve 1.650 el ateş edilen bu saldırıda resmi İngiliz rakamlarına göre 379, Hint kaynaklarına ve sonraki soruşturmalara göreyse 1.000'i aşkın kişi öldü. Bu katliam, milliyetçi hareketin İngiliz yönetimine olan güvenini kalıcı olarak kırdı ve Gandhi'yi kitlesel işbirliği-karşıtı harekete öncülük etmeye yöneltti.

Kaynaklar: [6]

Tuz Yürüyüşü: Bir Direniş Sembolünün Anatomisi

Gandhi'nin öncülük ettiği "satyagraha" (şiddetsiz direniş) felsefesinin en tanınan uygulaması, 12 Mart-6 Nisan 1930 tarihleri arasında gerçekleşen Tuz Yürüyüşü'ydü: Gandhi, 78 güvenilir takipçisiyle Sabarmati Aşramı'ndan Arap Denizi kıyısındaki Dandi'ye kadar 387 kilometrelik yolu günde ortalama 16 kilometre yürüyerek kat etti. Yol boyunca gittikçe büyüyen kalabalıklar harekete katıldı; 6 Nisan sabahı Gandhi'nin bizzat deniz suyundan tuz üreterek İngiliz tuz vergisi tekelini simgesel olarak çiğnemesi, ülke çapında kitlesel bir sivil itaatsizlik dalgasını tetikledi ve yaklaşık 60.000 kişinin tutuklanmasıyla sonuçlandı. Yürüyüş, dünya basınında geniş yankı uyandırdı ve Gandhi'yi -o güne dek çoğunlukla Hindistan içinde tanınan bir figürken- uluslararası bir sivil itaatsizlik simgesine dönüştürdü; bu uluslararası görünürlük, sonraki yıllarda İngiliz hükümeti üzerindeki diplomatik baskının artmasında da rol oynadı.

Kaynaklar: [1]

Quit India Hareketi ve Jinnah'ın Yükselişi

II. Dünya Savaşı sırasında, 9 Ağustos 1942'de Gandhi'nin başlattığı "Quit India" (Hindistan'ı Terk Et) hareketi, İngiliz yönetiminin derhal sona ermesini talep eden en kitlesel kampanyaydı; ancak Muhammed Ali Cinnah önderliğindeki Müslüman Birliği harekete katılmayı reddetti. Gandhi ve neredeyse tüm Kongre üst yönetimi hareketin ilan edildiği gün tutuklanıp savaşın geri kalanı boyunca hapiste tutulunca ortaya çıkan siyasi boşluğu Müslüman Birliği doldurdu; parti bu dönemde Sind, Bengal, Kuzeybatı Sınır Eyaleti ve Assam gibi bölgelerde iktidara gelerek örgütsel gücünü ciddi biçimde artırdı. Tarihçiler, Quit India hareketinin -niyet edilmemiş bir sonuç olarak- Cinnah'ı ayrı bir Pakistan talebini kalıcı biçimde siyasi gündeme oturtacak güce kavuşturduğunu vurguluyor.

Kaynaklar: [5]

Subhas Chandra Bose ve Hint Ulusal Ordusu: Şiddetli Yolun Savunucusu

Bağımsızlık mücadelesi tek bir stratejiyle yürümedi: başlangıçta Kongre'nin ve Gandhi'nin bir müttefiki olan Subhas Chandra Bose, şiddetsiz direnişin yeterince hızlı sonuç vermediğini düşünerek askeri bir yol seçti ve II. Dünya Savaşı sırasında önce Nazi Almanyası'nın, ardından Japon İmparatorluğu'nun desteğiyle 40.000 kişilik Hint Ulusal Ordusu'nu (Azad Hind Fauj) kurdu. Ekim 1943'te geçici bağımsız bir Hint hükümeti ilan eden Bose'un ordusu, Japon kuvvetleriyle birlikte 1944'te Kohima ve İmphal'a kadar ilerlediyse de sonunda yenilip geri çekilmek zorunda kaldı. Bose bugün Hindistan'da geniş biçimde bir kahraman olarak anılsa da, Mihver devletleriyle kurduğu ittifak -ve bu ittifakın otoriter, antisemitik bir rejimle yapılmış olması- mirasını hâlâ tartışmalı kılan bir yön olarak duruyor; savaş sonrası İngilizlerin INA subaylarını vatana ihanetle yargılamaya kalkışması ise, beklenmedik biçimde Hindistan genelinde geniş bir halk desteği ve protesto dalgası yaratarak bizzat bağımsızlık sürecini hızlandıran bir etken oldu.

Kaynaklar: [7]

Bağımsızlık ve Bölünme

II. Dünya Savaşı'nın İngiltere'yi mali ve askeri olarak zayıflatması, bağımsızlık sürecini hızlandırdı; ancak Cinnah önderliğindeki Müslüman Birliği'nin ayrı bir Müslüman devleti talebi, 15 Ağustos 1947'de Hindistan'ın dini temelde Hindistan ve Pakistan olarak ikiye bölünmesiyle sonuçlandı. Bu bölünme, on iki ila yirmi milyon insanın din temelinde yer değiştirmek zorunda kaldığı, tarihin en büyük zorunlu göçlerinden birine yol açtı. Hindistan 15 Ağustos 1947 gece yarısı bağımsızlığını ilan ederken, ilk başbakan Jawaharlal Nehru'nun "Kadere Randevu" (Tryst with Destiny) adıyla ünlenen konuşması -"Gece yarısı saat vurduğunda, dünya uyurken, Hindistan hayata ve özgürlüğe uyanacak"- dönemin en tanınan söylevlerinden biri olarak tarihe geçti; Pakistan ise bir gün önce, 14 Ağustos'ta kendi bağımsızlığını ilan etmişti.

Kaynaklar: [2]

Radcliffe Hattı: Beş Haftada Çizilen Sınır

Yeni sınırı çizme görevi, daha önce hiç Hindistan'a gitmemiş İngiliz hukukçu Sir Cyril Radcliffe'e verildi; Radcliffe'e 88 milyon insanın yaşadığı 175.000 mil karelik bir bölgeyi bölmesi için yalnızca beş hafta tanındı ve elindeki haritalar güncel değildi, nüfus sayımı verileri yetersizdi. Sınırın tam çizgisi, bağımsızlığın ilan edildiği 15 Ağustos'tan iki gün sonrasına kadar kamuoyuna açıklanmadı; Radcliffe'in kendisi yıllar sonra verdiği bir röportajda kararının ne denli aceleye getirildiğini itiraf ederek "iki-üç yıl" gibi çok daha uzun bir sürenin gerekli olduğunu söyledi ve Lahor'u neredeyse Hindistan'a vereceğini hatırlattı. Radcliffe, Hindistan'a dair önyargısı olmayan tarafsız bir hakem izlenimi vermek amacıyla bilinçli olarak bölgeyi hiç ziyaret etmemiş bir hukukçu olarak seçilmişti; ne var ki bu "tarafsızlık" pratikte bölgenin dilsel, dinî ve toplumsal karmaşıklığına dair neredeyse hiçbir bilgisi olmayan bir kişinin, milyonlarca insanın kaderini haftalar içinde belirlemesi anlamına geldi.

Kaynaklar: [3] [4]

Tartışma: Bölünmede Kaç Kişi Öldü?

Bölünme sırasında ve sonrasında yaşanan Hindu-Müslüman-Sih şiddetinde kaç kişinin öldüğü, tarihçiler arasında hâlâ kesin biçimde uzlaşılamayan bir sorudur. İngiliz makamları uzun süre yaklaşık 200.000 rakamını öne sürerken, çoğu tarihçi bugün 500.000 civarında bir tahmini daha makul buluyor; bazı araştırmacılar ise komşu topluluklar ve hatta aynı ailelerin bireyleri arasında yaşanan doğrudan şiddeti, mülteci kamplarındaki bulaşıcı hastalıkları ve açlığı da hesaba katarak rakamın 2 milyona kadar çıkabileceğini savunuyor. Bu belirsizlik, dönemin kayıt tutma kapasitesinin zayıflığı, mülteci kamplarındaki kayıtsız ölümler ve olayın süregelen siyasi hassasiyeti nedeniyle muhtemelen hiçbir zaman tam olarak giderilemeyecek.

Kaynaklar: [2]

Tartışma: Bölünme Kaçınılmaz mıydı?

Bölünmenin önlenebilir mi yoksa kaçınılmaz mı olduğu, tarihyazımının en canlı tartışmalarından biridir. Bazı tarihçiler, Kongre liderlerinin -özellikle Nehru'nun- güçlü bir merkezi hükümet konusundaki ısrarının Müslüman Birliği'ni federal bir uzlaşıdan uzaklaştırdığını ve bölünmeyi kaçınılmaz kıldığını savunur. Diğerleri ise İngiliz yönetiminin "böl ve yönet" siyasetinin ve Cinnah'ın 1940'lardaki uzlaşmaz siyasi taktiklerinin belirleyici olduğunu öne sürer; üçüncü bir görüş ise bağımsızlık sürecinin son aylarındaki aşırı hız -Radcliffe'e tanınan beş haftalık süre gibi- bizzat şiddetin ölçeğini büyüten bir etken olduğunu vurgular. Bu sorunun tek bir kesin yanıtı yoktur; kararın arkasındaki aktörlerin (Kongre, Müslüman Birliği, İngiliz yönetimi) sorumluluk payı konusunda akademik uzlaşı hâlâ oluşmamıştır. Jinnah'ın savunduğu "İki Millet Teorisi" -Hindu ve Müslümanların ortak bir ulus değil, farklı din, kültür ve sosyal gelenekleri olan iki ayrı millet oluşturduğu görüşü- 1940'ların başına kadar Müslüman siyasetinde bile azınlık bir görüştü; teorinin bu denli hızlı biçimde ana akım hâline gelmesi, tarihçilerin üzerinde en çok durduğu dönüşümlerden biridir.

Kaynaklar: [2] [5]

Tarihsel Önemi ve Miras

Hindistan'ın bağımsızlığı, II. Dünya Savaşı sonrası büyük sömürge imparatorluklarının çözülüş sürecinin (dekolonizasyon) en büyük ve en etkili örneklerinden biri oldu ve Asya ile Afrika'daki birçok başka bağımsızlık hareketine ilham verdi; Gandhi'nin şiddetsiz direniş mirası ise 20. yüzyıl boyunca dünya çapında sivil haklar ve özgürlük hareketlerinin (Martin Luther King dahil) en kalıcı referans noktalarından biri olmayı sürdürdü. Bununla birlikte Bölünme'nin bıraktığı sınır anlaşmazlıkları -özellikle Keşmir üzerindeki süregelen gerginlik- Hindistan ile Pakistan arasındaki ilişkileri bugün de şekillendirmeye devam ediyor. Bağımsızlığın kazanılış biçimindeki bu ikilik -bir yanda dünyaya ilham veren şiddetsiz direniş modeli, öte yanda bölünmenin yol açtığı kitlesel şiddet- Hindistan'ın bağımsızlık öyküsünü, çoğu sömürgeden kurtuluş anlatısından daha karmaşık ve çok boyutlu kılıyor.

Kaynaklar: [1]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia (İngilizce) — Salt March

    Tuz Yürüyüşü'nün tarihleri, mesafesi ve sonuçları.

  2. Wikipedia (İngilizce) — Partition of India

    Bölünme'nin ölüm sayısı tahminleri ve göç ölçeği.

  3. Wikipedia (İngilizce) — Radcliffe Line

    Sınırın çiziliş süreci ve Radcliffe'in kendi itirafı.

  4. History Skills — "Why the Radcliffe Line has been so disastrous"

    Sınır çizim sürecinin teknik yetersizlikleri.

  5. Vajiram & Ravi — "Quit India Movement"

    Quit India hareketi, Müslüman Birliği'nin tepkisi ve siyasi sonuçları.

  6. World History Encyclopedia — Jallianwala Bagh Massacre

    Amritsar Katliamı'nın ayrıntıları ve ölüm sayısı tartışması.

  7. Wikipedia (İngilizce) — Subhas Chandra Bose

    Hint Ulusal Ordusu, Mihver ittifakı ve mirasının tartışmalı yönleri.

Sık Sorulan Sorular

Gandhi neden özellikle tuzu direniş simgesi seçti?

İngiliz Raj yönetimi, Hindistan'da tuz üretimini ve satışını devlet tekeline almış, yerli halkın kendi tuzunu üretmesini yasaklayıp ağır bir tuz vergisi koymuştu. Gandhi, tuzun -zengin fakir herkesin günlük ihtiyacı olan- en temel bir madde olması nedeniyle bu vergiyi, sömürge yönetiminin sıradan insanın hayatına ne denli nüfuz ettiğinin somut ve herkesçe anlaşılır bir simgesi olarak seçti; deniz suyundan tuz üretmek gibi basit bir eylem, milyonlarca kişinin kolayca tekrarlayabileceği bir sivil itaatsizlik biçimine dönüştü.

Sir Cyril Radcliffe'in Hindistan'la önceden hiç bağlantısı yok muydu?

Doğru; İngiliz hükümeti kasıtlı olarak Hindistan'ı hiç ziyaret etmemiş, bölgeye dair önyargısı olmayan bir hukukçu seçmeyi tercih etti. Ancak bu 'tarafsızlık' amacı, pratikte Radcliffe'in bölgenin dilsel, dinî ve toplumsal karmaşıklığından tamamen habersiz olması anlamına geldi; kendisi sonradan verdiği bir röportajda haritaların yetersizliğinden ve kendisine tanınan sürenin gülünç derecede kısa olduğundan açıkça yakınmıştır.

Bağımsızlık sonrası Gandhi'ye ne oldu?

Gandhi, bağımsızlıktan yalnızca beş buçuk ay sonra, 30 Ocak 1948'de Yeni Delhi'de bir dua toplantısına giderken, Hindu milliyetçisi Nathuram Godse tarafından vurularak öldürüldü. Godse, Gandhi'yi Müslümanlara karşı fazla uzlaşmacı davranmakla ve Pakistan'a mali tazminat ödenmesi konusunda ısrar etmekle suçluyordu; bu suikast, Bölünme'nin yarattığı toplumsal kutuplaşmanın en trajik sonuçlarından biri oldu.