YazarYakın Çağ

Lev Tolstoy

Yaşadığı Dönem1828–1910
Doğum YeriYasnaya Polyana
AlanRoman, Ahlak Felsefesi
İlya Repin'in yaptığı Tolstoy portresi.

Tablo, 1887İlya Repin'in yaptığı Tolstoy portresi.Ilya Repin, Wikimedia Commons (Public Domain)

İçindekiler

Genel Bakış

Lev Tolstoy, "Savaş ve Barış" ve "Anna Karenina" gibi devasa romanlarıyla dünya edebiyatının en büyük romancılarından biri olarak kabul edilir; yaşamının ikinci yarısında geçirdiği manevi dönüşümle şiddetsizlik ve sadelik felsefesinin de etkili bir savunucusu haline geldi. Bu dönüşüm onu yalnızca Rus Ortodoks Kilisesi'yle açık bir çatışmaya sürüklemekle kalmadı, kendi ailesi içinde de -özellikle eserlerinin telif haklarını kimin devralacağı konusunda- onulmaz bir krize yol açtı. Eserlerinin ve görüşlerinin etkisi edebiyatın çok ötesine, eğitim, pasifizm ve dinî düşünceye kadar uzanır.

Kaynaklar:

Erken Yaşam ve Askerlik

Zengin bir soylu aileden geldi, küçük yaşta anne-babasını kaybetti; Kırım Savaşı'nda subay olarak görev yaptığı deneyimler, savaşın gerçekliğine dair gözlemlerini sonraki eserlerine taşıdı. Sivastopol kuşatmasındaki gözlemlerini kaleme aldığı "Sivastopol Öyküleri", savaşı kahramanlık süsü verilmiş bir olay olarak değil, ham ve dolaysız bir dehşet olarak anlatan ilk büyük Rus edebiyat eserlerinden biri sayılır ve genç yazarın adını Rus edebiyat çevrelerine ilk kez duyurdu. Askerlik öncesinde ve sırasında yazdığı yarı otobiyografik "Çocukluk", "Ergenlik" ve "Gençlik" üçlemesi, bir çocuğun iç dünyasını o döneme kadar Rus edebiyatında görülmemiş bir psikolojik derinlikle betimleyerek, yirmili yaşlarındaki yazarı henüz otuzuna basmadan tanınmış bir isim haline getirmişti.

Kaynaklar:

Yasnaya Polyana Okulu: Öğretmen Tolstoy

1859 sonbaharında, kendi malikanesi Yasnaya Polyana'da tek bir odada köylü çocukları için ücretsiz bir okul açtı; o dönemde Rusya'da köylü çocuklarına yönelik özgür bir eğitim modeli neredeyse hiç yoktu, mevcut eğitim genellikle dayak ve ezber yoluyla veriliyordu. Montaigne'i okuduktan sonra "eğitimde en önemli şeyler eşitlik ve özgürlüktür" ilkesini benimseyerek, öğrencileri zorlamayan, doğaçlama ve deneysel bir pedagoji geliştirdi; 1862'ye gelindiğinde kendi topraklarında elliyi aşkın kız, erkek ve zaman zaman yetişkin öğrencinin devam ettiği yaklaşık yirmi okul açmıştı. Bu deneyim, onu modern "demokratik eğitim" akımının erken kurucularından biri olarak tarihe geçirdi.

Kaynaklar: [5]

Savaş ve Barış

1869'da tamamladığı "Savaş ve Barış", Napolyon'un 1812 Rusya seferi arka planında yüzlerce karakterin kaderini birbirine ören, tarih felsefesi üzerine derin düşünceler de içeren epik bir romandır; roman, bireysel özgür irade ile tarihin büyük güçleri arasındaki gerilimi sorgular. Tolstoy, eserin sonundaki uzun felsefi bölümde, tarihin büyük komutanların iradesiyle değil, sayısız bireyin küçük eylemlerinin toplamıyla şekillendiğini savunarak, döneminin "büyük adam" tarih anlayışına doğrudan meydan okudu. Roman, altı yıl süren yazım sürecinde defalarca yeniden yazıldı; Tolstoy'un eşi Sofya, mumışığında çocuklar ve hizmetçiler uyuduktan sonra, 1.200 sayfalık devasa el yazmasını baştan sona en az yedi kez temize çekti -bu sabırlı ortaklık, yıllar sonra evliliklerini zehirleyecek gerilimin henüz filizlenmediği, birlikteliklerinin en üretken dönemiydi.

Kaynaklar:

Anna Karenina

1875-1877 arasında dergi tefrikası halinde yayımlanan "Anna Karenina", "Mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz her ailenin mutsuzluğu kendine özgüdür" cümlesiyle açılır ve dünya edebiyatının en çok anılan ilk cümlelerinden biri haline gelmiştir. Roman, evlilik dışı bir ilişki yüzünden toplumdan dışlanan Anna'nın trajedisini, dönemin Rus aristokrasisindeki aile değerleri tartışmalarına dair keskin bir yorumla iç içe işler; tefrikanın son bölümü üzerine dergi editörü Mihail Katkov ile yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle eserin tam metni ilk kez ayrı bir kitap olarak basılabildi. Romanın yayımlandığı 1870'lerde, Rusya'da genç liberal bir kuşak geleneksel aile değerlerine karşı açık bir kültürel saldırı başlatmıştı; Tolstoy'un Anna'nın trajedisini hem eleştirel hem şefkatli bir gözle anlatması, bu tartışmaya doğrudan bir yanıt niteliği taşıyordu ve romanı yalnızca bir aşk hikâyesi değil, dönemin toplumsal gerilimlerine dair bir yorum olarak da okunabilir kıldı.

Kaynaklar: [4]

Manevi Dönüşüm

1880'lerden itibaren lüks yaşamını terk edip radikal bir Hristiyan ahlakı, şiddetsizlik ve sadelik felsefesi benimsedi; bu görüşleri "Tolstoyculuk" adıyla bir harekete dönüştü ve Mahatma Gandhi'nin şiddetsiz direniş felsefesini doğrudan etkiledi -ikisi 1909-1910 arasında mektuplaşarak fikir alışverişinde bulundu. Tolstoy bu dönemde kendi mülkünü işçilere dağıtmaya, kendi giysilerini dikmeye ve tarlada köylülerle birlikte çalışmaya başladı; bu yaşam tarzı değişikliği, hem hayranlarını hem de -özellikle ailesini- derinden etkiledi. Vejetaryenliği benimsedi, alkol ve tütünden vazgeçti, hatta kendi ayakkabılarını dikmeyi öğrendi; bu radikal sadeleşme, soylu bir kontun geleneksel yaşam biçimiyle o denli tezat oluşturuyordu ki, çağdaşları onun bu dönüşümünü zaman zaman bir tür dinsel sekterlik, zaman zaman da saf bir ahlaki tutarlılık arayışı olarak yorumladı.

Kaynaklar: [6]

Tartışma: Kilise ile Çatışma — 1901 Aforozu

Tolstoy'un İsa'nın tanrısallığını, kilise ayinlerini ve din adamlarının otoritesini reddeden görüşleri, Rus Ortodoks Kilisesi'nin Kutsal Sinod'unu 24 Şubat 1901'de resmi bir karar yayımlamaya itti; karar, Tolstoy'un "Rab'be ve O'nun Mesih'ine küstahça başkaldırdığını" ve halkın zihninde "ulusal inancı yıktığını" ilan ediyordu. Kararın teknik dili özenle seçilmişti: Sinod, Tolstoy'u resmen "aforoz etmediğini", yalnızca onun zaten kendi iradesiyle kiliseden koptuğu gerçeğini kayda geçirdiğini belirtiyordu -bu ince ayrım, kararın hem dini otoriteyi hem de görünürdeki merhameti aynı anda korumaya çalışan bir denge olarak yorumlanır. Rus Ortodoks Kilisesi, 2010'da bile bu kararın geri alınamayacağını yeniden teyit etti; bu da tartışmanın bir asrı aşkın süredir kapanmadığını gösterir. Tolstoy kararı öğrendiğinde kamuoyuna açık bir yanıt yazarak Ortodoks öğretisinin pek çok unsurunu -ölümden sonra dirilişten Meryem'in bakireliğine kadar- reddettiğini açıkça teyit etti, ancak İsa'nın ahlaki öğretisine, özellikle Dağdaki Vaaz'a olan bağlılığını da vurguladı; bu da onun kiliseden kopuşunun dinsizlik değil, kurumsal Hristiyanlığa karşı kişisel ve doğrudan bir Hristiyanlık arayışı olduğunu gösteriyordu. Bu tutum, dönemin pek çok gözlemcisini şaşırttı: dünyanın en tanınan yazarlarından biri, resmi dini otoriteyle açıkça hesaplaşırken bile kendini hâlâ İsa'nın ahlaki mirasının en sadık takipçilerinden biri olarak tanımlıyordu.

Kaynaklar: [1]

"Sanat Nedir?" ve Shakespeare Reddi

1897'de yayımladığı "Sanat Nedir?" adlı denemesinde, gerçek sanatın izleyicide içten, dolaysız bir duygu uyandırması gerektiğini savunarak, teknik ustalığı öne çıkaran pek çok kabul görmüş eseri bu ölçüte göre değersiz ilan etti. 1906'da yazdığı ayrı bir denemede bu ilkeyi doğrudan Shakespeare'e uyguladı ve "Kral Lear"ı abartılı, doğal olmayan ve sahte bularak Shakespeare'in hiçbir zaman gerçek bir sanatçı olmadığını, ününün yalnızca on sekizinci yüzyıl sonu Alman akademisyenlerinin bir icadı olduğunu iddia etti. Bu radikal iddia, yıllar sonra George Orwell'in "Lear, Tolstoy and the Fool" başlıklı denemesinde ayrıntılı bir karşı savunmayla yanıtlanmasına yol açtı; Orwell, Tolstoy'un kendi didaktik sanat anlayışının onu Shakespeare'in çok katmanlı belirsizliğini kavramaktan alıkoyduğunu ileri sürdü; hatta bu karşı çıkışın kökeninde Tolstoy'un kendi yaşlılık deneyimiyle Kral Lear'ın iktidarı bırakan bir hükümdar olarak akıbeti arasındaki rahatsız edici benzerlikten kaçınma isteği bulunabileceğini öne sürdü. Bu tartışma bugün de edebiyat eleştirisinde sık sık örnek gösterilir: dünyanın en büyük romancılarından biri sayılan bir yazarın, aynı zamanda dünya edebiyatının en saygın oyun yazarını nasıl bu denli kökten reddedebildiği sorusu, sanatsal değerlendirmenin öznelliğine dair kalıcı bir örnek oluşturur.

Kaynaklar: [3]

Son Kaçış: Astapovo İstasyonu

Yaşamının son yıllarında eşi Sofya ile ilişkisi, dini görüşleri ve özellikle eserlerinin telif haklarını kime bırakacağı konusunda -yakın müridi Vladimir Çertkov'un artan etkisi yüzünden- onarılamaz biçimde bozuldu; Tolstoy tüm eserlerinin telifini halka bağışlamak isterken Sofya bunu ailenin geleceğini tehlikeye atan bir ihanet olarak görüyordu. 1910'da, 82 yaşında, bir gece yarısı evinden gizlice ayrıldı; Sofya kocasının gidişini öğrenince intihara teşebbüs etti. On gün sonra zatürreye yakalanarak küçük bir tren istasyonunun, Astapovo'nun istasyon şefinin evinde öldü; müritleri Sofya'yı ölüm döşeğinden uzak tutmakta o kadar ısrarcıydı ki, kadın kocasının son anlarını yalnızca pencereden izleyebildi. Ölüm haberi dünya basınında geniş yer buldu; küçük istasyon kasabası Astapovo, günlerce dünyanın dört bir yanından gelen gazetecilerin ve hayranların akınına uğradı, bu da Tolstoy'un yaşamının son anına kadar ne denli küresel bir figür haline geldiğinin somut bir kanıtıydı.

Kaynaklar: [2]

Miras

82 yaşında evinden ayrılıp bir tren istasyonunda ölmesi, kendi felsefi arayışının simgesel bir sonu olarak yorumlanır; eserleri bugün hâlâ roman sanatının doruk noktaları arasında okutuluyor ve tartışılıyor. Şiddetsiz direniş ve sadelik felsefesi Gandhi üzerinden yirminci yüzyılın büyük sivil haklar hareketlerine dolaylı biçimde ulaşırken, kilise ile yaşadığı kopuş ve Shakespeare'e karşı çıkışı, onun yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda dönemin en uzlaşmaz ahlaki ve estetik otoritelerinden biri olarak da hatırlanmasını sağlıyor. Yasnaya Polyana'daki malikânesi bugün müze olarak ziyarete açıktır ve mezarı, kendi isteği doğrultusunda, herhangi bir anıt ya da yazıt taşımayan yalın bir toprak höyük olarak durur.

Kaynaklar:

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikisource — "Decree of Excommunication of Leo Tolstoy"

    1901 Kutsal Sinod kararının tam metni ve gerekçesi.

  2. The Globe and Mail — "Death of a genius: Leo and Sofia Tolstoy's troubled final days together"

    Telif hakkı krizi, kaçış ve Astapovo'daki ölümü.

  3. Wikipedia — "What Is Art?"

    Sanat kuramı ve Shakespeare eleştirisi.

  4. Wikipedia — "Anna Karenina"

    Romanın tefrika süreci ve açılış cümlesi.

  5. GeoHistory Today — "The Pupil of the People: Tolstoy's Peasant Schools at Yasnaya Polyana"

    1859 okulu ve demokratik eğitim pedagojisi.

  6. Wikisource — "Correspondence between Tolstoy and Gandhi"

    1909-1910 Gandhi-Tolstoy mektuplaşması.

Sık Sorulan Sorular

Tolstoy neden kendi eserlerinin telif hakkını bırakmak istedi?

Manevi dönüşümünün ardından mülkiyeti ve maddi kazancı ahlaki açıdan sakıncalı bulmaya başladı; özellikle 1880'den sonraki eserlerinin telif gelirinin kendi ailesini zenginleştirmek yerine halka mal edilmesini istiyordu. Bu tutum, sekiz çocuğunun geleceğini güvence altına almaya çalışan eşi Sofya ile arasındaki en derin anlaşmazlık noktalarından biri haline geldi ve evliliğinin son yıllarını zehirledi.

Gandhi ile Tolstoy nasıl bir ilişki kurdu?

Güney Afrika'da yaşayan genç bir hukukçu olan Gandhi, 1909'da Tolstoy'a bir mektup yazarak şiddetsiz direniş konusundaki görüşlerini paylaştı; Tolstoy'un yanıtladığı bu yazışma, ölümünden kısa süre önceki son mektuplarından biri oldu. Gandhi ayrıca Güney Afrika'da kurduğu bir topluluk çiftliğine "Tolstoy Çiftliği" adını vererek bu etkiyi somut biçimde onurlandırdı.

Tolstoy'un aforozu resmen hiç kaldırıldı mı?

Hayır. Rus Ortodoks Kilisesi, 2010'da -Tolstoy'un ölümünün yüzüncü yılında- konuyu yeniden değerlendirdi ama kararın geçerliliğini koruduğunu açıkladı; kilise yetkilileri bunun bir "ceza" değil, Tolstoy'un kendi seçimiyle yarattığı bir durumun kaydı olduğunu tekrarladı. Böylece Tolstoy, öldüğünde bile Kilise ile resmi bir uzlaşmaya varmamış oldu.