KağanlıkOrta Çağ

Göktürk Kağanlığı

DönemMS 552 – 745
BölgeOrta Asya (Moğolistan-Altay bölgesi)
BaşkentÖtüken
Kültigin anıtının yazıt taşı; üzerinde Eski Türk (Orhun) alfabesiyle kazınmış metin görülüyor. Göktürk Müzesi, Orhun Vadisi, Moğolistan.

Antik yazıtKültigin anıtının yazıt taşı; üzerinde Eski Türk (Orhun) alfabesiyle kazınmış metin görülüyor. Göktürk Müzesi, Orhun Vadisi, Moğolistan.Betta27 (fotoğraf), Wikimedia Commons (Kamu malı)

İçindekiler

Genel Bakış

Göktürkler (Kök Türük), Bumin Kağan önderliğinde MS 552'de Juan-Juan (Avar) egemenliğine son vererek 'Türk' adını siyasi bir kimlik olarak taşıyan bilinen ilk devleti kurdu. Kağanlık, tarihi boyunca iki ayrı döneme ayrılır: Bumin ve kardeşi İstemi'nin kurduğu, 630'da Tang Çin'inin egemenliği altına giren 'Birinci Kağanlık' ve İlteriş Kağan'ın 682'de bağımsızlığı yeniden kazanmasıyla kurulan, Bilge Kağan ve Kültigin döneminde zirveye ulaşan 'İkinci Kağanlık'. Kağanlığın en kalıcı mirası, kendi tarihini kendi diliyle taşa kazıyan Orhun Yazıtları'dır.

Kaynaklar: [1] [2]

Kuruluş: Avar Boyunduruğunun Kırılması

Göktürkler, başlangıçta Moğolistan bozkırlarına hâkim olan Juan-Juan (Avar) Kağanlığı'na tabi, demircilikte usta bir boy topluluğuydu. Bumin, MS 552'de Juan-Juan egemenliğine son vererek kendini kağan ilan etti ve kısa süre sonra öldü; kardeşi İstemi Kağan, kağanlığı doğu (Moğolistan merkezli, Bumin'in oğulları tarafından yönetilen) ve batı (Orta Asya merkezli, kendisinin yönettiği) olmak üzere iki kanada ayırdı. İstemi, batıda Sasani İran'la ittifak kurup Eftalit (Ak Hun) Devleti'ni ortadan kaldırdı, ardından İpek Yolu ticaretindeki payını artırmak için Bizans'a elçiler gönderdi. Bu ikili kanat sistemi -kağanlığın doğu ve batı olarak paylaşılması- sonraki pek çok Türk-bozkır devlet geleneğinde de sürdürülen bir örgütlenme modeli oldu.

Kaynaklar: [1] [7]

Tang Boyunduruğu (630-682): Kağanlığın Kaybı

630'da Tang Hanedanlığı, iç taht kavgalarıyla zayıflamış olan Doğu Göktürk Kağanlığı'nı ağır bir yenilgiye uğrattı; Türk boyları, bugünkü Ordos bölgesinde Çin idaresi altında altı prefektöre bağlı dört askeri komutanlık biçiminde yeniden örgütlendi. Bu elli yılı aşkın süren boyunduruk döneminde pek çok Türk soylusu Çin adları aldı ve Tang sarayına hizmet etmek zorunda kaldı; kağanlık kurumu fiilen ortadan kalktı. Orhun Yazıtları, bu dönemi doğrudan bir ulusal travma olarak anar -yazıtlarda Türk milletinin yabancı bir milletin sözüne kanarak bu döneme sürüklendiği, beyliğini, kağanını, töresini kaybettiği anlatılır. Bu elli yıllık kesinti, sonraki bağımsızlık mücadelesinin meşruiyet zeminini de oluşturdu. 'Türk' adının kökeni de kendi içinde bir tartışma konusudur: bazı dilbilimciler kelimeyi 'güçlü, kuvvetli' anlamına gelen eski bir Türkçe sıfatla ilişkilendirirken, bazıları onu bir siyasi-askeri elit çekirdeği tanımlayan dar bir unvan olarak yorumlar. Çin kaynaklarında 'Tujue' biçiminde geçen ad, başlangıçta yalnızca hükümdar boyunu tanımlarken zamanla kağanlığa bağlı tüm boyları kapsayan geniş bir siyasi kimliğe dönüştü.

Kaynaklar: [1] [2]

İlteriş Kağan ve Bağımsızlığın Yeniden Kazanılması

682'de Aşina soyundan Kutluk, yanına topladığı yalnızca birkaç yüz kişilik bir çekirdek kadroyla Ötüken'e doğru harekete geçerek isyan başlattı ve 'İlteriş Kağan' (Derleyen/Toplayan Kağan) unvanını aldı. Rivayete göre on yıl içinde kırk yediye yakın sefer düzenleyerek dağınık Türk boylarını yeniden bir araya getirdi ve İkinci Göktürk Kağanlığı'nı kurdu. Bu restorasyonun mimarlarından biri, İlteriş'in en güvendiği danışmanı Apa Tarkan Tonyukuk'tu; Tonyukuk, İlteriş'in ölümünden (692) sonra kardeşi Kapgan Kağan'a, ardından da Kapgan'ın yeğenleri Bilge ve Kültigin'e hizmet etmeyi sürdürerek kağanlığın kurumsal hafızasını dört hükümdar boyunca taşıdı.

Kaynaklar: [2]

Tonyukuk: Devlet Adamı ve Budizm Karşıtı Öğüdü

Tonyukuk'un en dikkat çekici mirası, kendi adına diktirdiği ayrı bir yazıtta (yaklaşık MS 716, Bayn Tsokto) kayıtlı kalan bir siyasi tavsiyesidir: Bilge Kağan tahta çıktığında Budizm'i devlet dini olarak benimsemeyi ve şehirler kurup yerleşik bir düzene geçmeyi düşündüğünde, Tonyukuk buna şiddetle karşı çıktı. Onun gerekçesi açıktı: Türklerin askeri üstünlüğü doğrudan hareket kabiliyetlerine, atlı-göçebe yaşam tarzına dayanıyordu; Budizm'in barışçıl öğretisi ve yerleşik hayatın getireceği durgunluk, sayıca kalabalık Çin karşısındaki bu en büyük avantajı ortadan kaldırabilirdi. Bilge Kağan bu öğüdü dinledi ve geleneksel göçebe-askeri düzeni korudu; bu karar, kağanlığın Tang'a karşı bağımsızlığını sürdürebilmesinde belirleyici bir etken olarak değerlendirilir.

Kaynaklar: [3]

Bilge Kağan ve Kültigin: Zirve ve Trajedi

İlteriş'in oğlu Bilge Kağan (hükümdarlığı MS 716-734) ile kardeşi, orduların başkomutanı Kültigin döneminde kağanlık askeri ve siyasi zirvesine ulaştı; 711'de rakip Türgeş Kağanlığı'nı yenip nüfuzlarını Seyhun Nehri'ne kadar genişlettiler, 720 civarında Tang'dan yıllık yüz bin top ipek gibi büyük bir haraç koparmayı başardılar. Kültigin, MS 731'de öldüğünde, Bilge Kağan onun için olağanüstü büyük bir cenaze töreni düzenletti; kendi yazıtında anlattığına göre, Çin İmparatoru'ndan ustalar ve ressamlar getirterek anıt üzerine çeşitli resimler yaptırdı -bu ayrıntı, savaş alanında amansız rakip olan iki devletin aynı zamanda diplomatik ve kültürel alışverişi sürdürdüğünü gösterir. Bilge Kağan'ın kendisi de uzun sürmedi: Çin ile bir 'heqin' (evlilik yoluyla ittifak) anlaşması ararken 734'te kendi bakanlarından Buyruk Çor tarafından zehirlendi; hemen ölmedi, zehirleyenin ailesini idam ettirecek kadar yaşadı, ama kısa süre sonra öldü. Kültigin'in anıtı için hazırlanan heykel ve kabartmalarda dönemin Türk-Çin sanat etkileşiminin izleri bugün de görülebilir; kazı buluntuları arasında kaplumbağa kaide üzerine oturtulmuş taş stel, mühürlü tören eşyaları ve bölgeye özgü olmayan üslup unsurları yer alır.

Kaynaklar: [1] [4]

Orhun Yazıtları: Keşif ve Çözülüş

Kültigin (732) ve Bilge Kağan (735) adına dikilen -ve devlet adamı Tonyukuk'un kendi yazıtıyla (yaklaşık 716) tamamlanan- bu taş anıtlar, bugünkü Moğolistan'daki Orhun Vadisi'nde, yüzyıllar boyunca konumları büyük ölçüde unutulmuş biçimde durdu. Yazıtları 1889'da Rus arkeolog Nikolay Yadrintsev yeniden keşfetti, ancak üzerlerindeki gizemli alfabe uzun süre okunamadı. Bilmeceyi 1893'te Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen çözdü; ilk tam çevirisini 1899'da Fransızca yayımladı. Bu çözülüş, Eski Türkçenin dünya dilbiliminde bağımsız bir araştırma alanı olarak doğmasını sağladı -o güne dek Türk dilinin bu denli eski, bu denli doğrudan bir yazılı kaydı bilinmiyordu. Yazıtlar, Türk milletinin efsanevi kökenlerini, Tang boyunduruğu dönemindeki düşüşünü, İlteriş'in kurtuluş mücadelesini ve kağanların halka karşı sorumluluklarını bizzat kağanların ağzından, birinci tekil şahısla anlatan, dünya tarihinde benzeri az bulunan bir kaynaktır. Anıt kompleksleri yalnızca dikili taşlardan ibaret değildi; kazılarda ortaya çıkan kalıntılara göre çevrelerinde balbal adı verilen, düşman veya müttefik hükümdarları simgeleyen taş heykeller, kurban sunakları ve küçük tapınak yapıları da yer alıyordu -bu da anıtların yalnızca birer mezar taşı değil, aynı zamanda devletin gücünü gösteren birer törensel-siyasi kompleks olarak tasarlandığını gösterir.

Kaynaklar: [1]

Tartışma: Gök Tengri İnancı Tek Tanrılı mıydı?

Göktürklerin dini inancının -Orhun Yazıtları'nın merkezinde yer alan Gök Tengri kültünün- tam olarak nasıl tanımlanması gerektiği, araştırmacılar arasında süregelen bir tartışma konusudur. Fransız Türkolog Jean-Paul Roux ve Türk tarihçi Ahmet Taşağıl gibi bazı araştırmacılar, eski Türklerin şamanist olmadığını, imparatorluk seçkinleri arasında soyut ve neredeyse tek tanrılı sayılabilecek özgün bir Tengri inancının geliştiğini savunur. Diğer bir araştırmacı kesimi ise bunun abartılı bir okuma olduğunu, Tengri'nin aslında çok tanrılı bir şamanist-animist sistemin en üstteki gök tanrısından ibaret olduğunu, günümüzde bilinen tutarlı ve sistemli 'Tengricilik' anlayışının büyük ölçüde 12.-13. yüzyılda (Moğol döneminde) şekillendiğini öne sürer. Orhun Yazıtları'nın kendisi bu tartışmayı kesin biçimde çözmüyor: metinlerde Tengri, kağanları tahta çıkaran, savaşların sonucunu belirleyen, iradesi mutlak bir güç olarak anlatılır, ama sistematik bir teoloji ya da ayin tarifi sunulmaz.

Kaynaklar: [5]

Toplum ve Gündelik Yaşam

Kağanlık, boylar konfederasyonu şeklinde örgütlenmişti; kağan, 'kut' adı verilen gökten gelen bir siyasi meşruiyete sahip olduğuna inanılan bir hükümdardı, ancak 'toy' adı verilen boy meclisleriyle danışma geleneği de sürdürülüyordu. Bilge Kağan'ın yazıtında dile getirdiği, açları doyurup çıplakları giydirdiğine dair sözleri, kağanın halkına karşı üstlendiği koruyucu sorumluluk anlayışını yansıtır. Gündelik yaşam, atlı-göçebe hayvancılık ve mevsimlik göç düzeni etrafında şekilleniyordu; keçe çadırlar taşınabilir konut sağlarken, ustalıkla işlenen demircilik hem silah hem gündelik alet üretiminde önemli bir zanaat geleneği oluşturdu.

Kaynaklar: [1]

Çöküş: Uygur, Karluk ve Basmıl İttifakı

Bilge Kağan'ın 734'teki zehirlenerek ölümünün ardından tahta geçen ardılları aynı otoriteyi kuramadı; 741'de son güçlü kağan adaylarından biri olan Tengri Kağan öldürüldü ve kağanlık hızla iç taht kavgalarına sürüklendi. Merkezi otoritenin zayıflamasından yararlanan Basmıl, Karluk ve Uygur boyları bir ittifak kurdu; bu ittifak 744'te son kağan Özmiş'i, 745'te de oğlunu öldürerek Göktürk siyasi varlığına son verdi. Yerine, aynı bozkır coğrafyasında Uygur Kağanlığı kuruldu; Uygurlar da kısa süre içinde -Göktürklerin aksine- Maniheizmi devlet dini olarak benimseyip yerleşik şehir kültürüne yönelerek çok farklı bir siyasi-kültürel yörüngeye girdiler.

Kaynaklar: [2]

Miras

Orhun Yazıtları, Türk dilinin ve devlet geleneğinin bilinen en eski büyük yazılı belgesi olarak bugün Moğolistan'da UNESCO Dünya Mirası geçici listesinde korunuyor; 'Türk' adının siyasi bir kimlik olarak ilk kez bu kağanlıkla tarih sahnesine çıkması, kağanlığı sonraki tüm Türk devletlerinin (Karahanlılar, Selçuklu, Osmanlı dahil) ortak referans noktalarından biri haline getiriyor. Yazıtlarda geçen ikili kanat (doğu-batı) yönetim modeli ve kağanın 'kut' ile meşrulaşması gibi kavramlar, sonraki Türk-Moğol bozkır devletlerinde de -farklı biçimlerde- yankılanmaya devam etti. Bugün Türkiye başta olmak üzere pek çok Türk dilli ülkede Orhun Yazıtları'ndaki ifadeler, millî kimlik söyleminin ve tarih eğitiminin başvuru kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor. 20. yüzyılda Kemalist Türkiye'de ve diğer Türk dilli cumhuriyetlerde millî tarih anlatısının yeniden inşasında Orhun Yazıtları'na sık sık başvurulması, bu metinlerin salt akademik bir ilgi konusu olmanın ötesine geçip güncel siyasi-kültürel kimlik tartışmalarının da bir parçası hâline geldiğini gösterir.

Kaynaklar: [1]

Kilit Olaylar Kronolojisi

  • Bumin Kağan, Avar egemenliğine son vererek Göktürk Kağanlığı'nı kurdu.

  • Doğu Kağanlığı, Tang Çin'i tarafından geçici olarak egemenlik altına alındı.

  • İlteriş Kağan bağımsızlığı yeniden ilan ederek İkinci Kağanlığı kurdu.

  • Kültigin ve Bilge Kağan adına Orhun Yazıtları dikildi.

  • Uygur Kağanlığı'nın kurulmasıyla Göktürk siyasi varlığı sona erdi.

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Wikipedia (İngilizce) — Orkhon inscriptions

    Yazıtların keşfi (Yadrintsev, 1889), Thomsen'in çözümü (1893) ve içerik özeti.

  2. Wikipedia (İngilizce) — Second Turkic Khaganate

    Tang boyunduruğu, İlteriş'in isyanı, Bilge Kağan/Kültigin dönemi, çöküş.

  3. Wikipedia (İngilizce) — Tonyukuk

    Tonyukuk'un Budizm karşıtı öğüdü ve kendi yazıtı.

  4. Wikipedia (İngilizce) — Bilge Qaghan

    Bilge Kağan'ın zehirlenerek ölümü, Kültigin'in cenaze töreni.

  5. Wikipedia (İngilizce) — Tengrism

    Tengri inancının tek tanrılı mı çok tanrılı mı olduğu tartışması.

  6. Wikipedia (İngilizce) — Old Turkic script

    Alfabenin 'runik' adlandırılması ve gerçek (Soğd/Aramice) kökeni.

  7. Wikipedia (İngilizce) — Zemarchus

    İstemi Kağan'ın Bizans'a gönderdiği elçilik, Maniah, 568-569 diplomasi.

  8. Wikipedia (İngilizce) — Asena

    Aşina soyunun dişi kurt kuruluş miti.

Sık Sorulan Sorular

Göktürk alfabesi neden 'runik' olarak anılıyor, gerçekten İskandinav runeleriyle bir ilgisi var mı?

Hayır, doğrudan bir ilgisi yoktur; bu iki alfabe tamamen bağımsız olarak ortaya çıktı. 'Runik' terimi, harflerin -kazımaya elverişli, köşeli ve düz çizgilerden oluşan- görsel biçiminin İskandinav runelerine benzemesinden dolayı 19. yüzyıl araştırmacılarınca (Thomsen dahil) kullanılan tanımlayıcı bir isimdir, tarihsel bir akrabalığı işaret etmez. Araştırmacılar, Göktürk alfabesinin gerçek kökeninin Aramice alfabesinin bir torunu olan Soğd (ve kısmen Pehlevi) alfabesine dayandığını düşünüyor; yani alfabe İskandinavya'dan değil, İpek Yolu üzerinden Orta Asya'ya ulaşan Yakın Doğu yazı geleneğinden türemiştir.

İstemi Kağan'ın Bizans'la kurduğu ilişki nasıl gelişti?

6. yüzyıl ortasında Soğdiana'yı ele geçiren Göktürkler, İpek Yolu ticaretinin kilit bir bölümünü kontrol eder hale geldi; rakip Sasani İran'ın ipek ticaretini engellemesi üzerine, Soğdlu diplomat Maniah'ın önerisiyle İstemi Kağan 568'de doğrudan Bizans başkenti Konstantinopolis'e bir elçilik heyeti gönderdi ve İmparator II. Justinos'a hem ipek hediye etti hem Sasanilere karşı bir ittifak önerdi. Bizans, karşılık olarak Kilikyalı Zemarchus'u 569'da İstemi'nin ordugâhına gönderdi; Zemarchus'un elçiliği, kağanın bizzat düzenlediği bir Sasani akınına tanık olacak, hatta Talas'ta Sasani elçileriyle aynı sofrada oturacak kadar yakından bu bozkır diplomasisini gözlemleme fırsatı buldu. Bu temas, Avrasya tarihinde Bizans ile bir bozkır imparatorluğu arasındaki ilk doğrudan resmî diplomatik ilişkilerden biri sayılır.

Aşina soyunun 'dişi kurt' efsanesi neyi anlatır?

Göktürk hanedanının atası sayılan Aşina soyunun kökeni, Çin vakayinamelerine (Sui Kitabı gibi) de geçen bir kuruluş miti ile anlatılır: savaşta soyu neredeyse tükenmiş bir toplulukta hayatta kalan bir erkek çocuğu bir dişi kurt bulup iyileştirir; kurt çocuktan gebe kalır, düşmanlarından kaçıp bir dağdaki mağaraya sığınır ve yarı insan yarı kurt on oğul doğurur -bu oğullardan biri olan Aşina, soyun adını verir. Efsanenin bir başka anlatımında (Ergenekon Destanı), bu topluluk demir dağlarla çevrili bir vadide nesillerce yaşadıktan sonra, bir demirci ustasının dağı eritmesiyle dışarı çıkar ve yeniden güçlenir. Tarihçiler bu anlatıları -tıpkı Roma'nın Romulus-Remus efsanesi gibi- gerçek bir olay kaydı değil, hanedanın meşruiyetini ve seçilmişliğini pekiştiren simgesel bir kuruluş miti olarak değerlendiriyor.